19 Mart 2017 Pazar

Bir Delinin Hatıra Defteri

Bir Delinin Hatıra Defteri'ni 2014'ten beri izlemek istiyordum. O dönem bilet bulamamıştım. Geçen sene de yine bilet bulamadım. En sonunda  bu sene oyuna gidebilmek kısmet oldu. 

Erdal Beşikçioğlu öncelikle iyi bir tiyatro sanatçısı. 1 saat 10 dakika süren oyunda tek başına muazzam bir performans sergiledi. Beni oyuna bağlı tutan tek sebep Erdal Beşikçioğlu'nun performansıydı. Oyuna gidenlerin büyük çoğunluğu da konudan ziyade tahayyüllerindeki Behzat Amiri, canlı görebilmek için gidiyorlar. 
Oyunu izlemek için en ideal mesafe / Sahne altı
Ancak söylenmesi gereken birkaç husus daha olacak. Uniq Hall sahnesi oldukça büyük. Biz, sevdiceğimle S sırasında oturduk. Koltuk numaralarımız 13 ve 14'tü. Salonun sahneye uzaklık olarak tam ortası. Yerimizi uygun zannediyordum ki oyun başladıktan sonra hayli uzak kaldığımızı fark ettim. Beşikçioğlu'nun performasını, mimiklerini, hâl ve tavırlarını görmek mümkün olmadı. İnanıyorum ki onu yakından izleyenler performansına hayran kalmışlardır. Biz çok uzaktık ve sanki Yotube'dan oyunun seslendirmesini dinliyormuş gibi hissettik. Kopmalardan dolayı birçok izleyici Instagram'a hikâye attı, Galatasaray maçının sonucu fısıldaşmaya başladı.
Ayrıca birkaç kez mikrofon patladı. Aksilikler elbet olacak, Beşikçioğlu için hepsi mazur görülür. Gördük de. 

Velhasıl tiyatro oyunu eleştirmeni değilim lâkin tek bir tavsiyem olacak. Oyuna gidecekler biletlerini ne kadar sahneye yakın alırlarsa o kadar iyi.

Şimdiden iyi seyirler

7 yıl sonra Kaan Tangöze

Kaan Tangöze. Müziği seviyor. Konser vermeyi, söylemeyi, söylerken kahve bardağında dilini çıkararak votka içmeyi, sahnedeyken, kendisini dinleyenlerle sohbet etmeyi, salaş beyaz tişört üzerine önü açık gömlek, altına da outdoor ayakkabı giymeyi seviyor. Biz de onu çok seviyoruz.

16 Mart Perşembe akşamı Babylon'daydık. Kaan Tangöze'yi 2010'daki Foça Rock Tatili'nden beri ilk kez canlı dinledim. Seneler geçmesine rağmen yaptığı işten keyif alıyor olması neden Kaan Tangöze'nin hâlâ sevdildiğinin en büyük göstergesi. Sahnede para için söyleyenlerden değil.
Mutlu görüyorsunuz Kaan'ı sahnede, siz de mutlu oluyorsunuz. Birileri bağırıyor, ufaktan bir çocuk, yeni 18'ine girmiş "Kaan abiiii, sigara yak, sigaraaa". Kaan cevaplıyor. "Biz arkada sigara içtik". Çocuk mutlu oluyor Kaan'ın yanıtına. Çocuk bunun üzerine "Dışarıya sigara içmeye çıkacağım" diyor yanındaki sevdiceğine. Sevdiceği Kaan'ı dinleme devam ediyor, çocuk sigara...

Kaan başlıyor çalmaya. 'Asrın Ozanı', Aşık Mahzuni'den giriyor. Dom Dom Kurşunu, Gül Yüzlü Cananım arka arkaya çınlıyor Babylon duvarlarında. Yürü Bre Mervanın Dölü'yle hep birlikte eşlik ediyoruz türkülerine.

Sonra Gezi'ye selam çakıyor Kaan. Ali İsmail'e, Berkin'e, Ethem'e, Taksim Meydanı'nda elinde talcidli su, cebinde limon ile copa, TOMA'ya karşı duranlar için söylüyor.
Doğayı katleden, post modern yapılaşmaya da sömürü zihniyete de meydan okuyor Kaan. Baltalar Elimizde, Başbakan önümüzde diye giriyor söze Cumhurbaşkanı her yerde'yle bitiriyor.

Bu arada dün geceki konserde öğrendim. Cengiz Baysal ile Kaan arasında anlaşmazlık yaşanmış. Bu yüzden de Cengiz, bagetlerini bırakmış. Bir süredir de çalmıyormuş. Şaşırdım, çok şaşırdım. O kadar uzak kalmışım ki gruba grup içindeki 'kulis'ten haberim dahi yok. Umarım en kısa sürede araları düzelir ve Alen Konakoğlu'ndan sonra gruba en çok yakışan Cengiz Baysal tekrar bateri bagetlerini eline alır.

Videolar da bir iki gün içinde yüklenecek....

16 Mart 2017 Perşembe

Sufleband / Melek



Göksü Taşçeviren. Güzel kadın, güzel ses. Gitarda da Mustafa Atik. 

İkisini de dev selamlar ve başarılar...

15 Mart 2017 Çarşamba

Toto / Hold The Line

1977. Amerika / Los Angeles. 5 senede ABD'nin en çok dinlenen gruplarından biri haline geldiler.

David Lynch 1984'te gruptan Dune filminin müziklerini yapmasını ister. Yaparlar da.  Ülke topraklarında yaşayan kişilerin pek de duymadığı bilmediği isimdir Toto.

Haftaiçi mesai saatinde güzel 3-4 dakika geçirmek isteyenler için şiddetle tavsiye ederim.

Hold The line, Hold The Door. Yok o burada değildi...

14 Mart 2017 Salı

The Walking Dead #7/13

Robert Kirkman'ın basit bir çizgi roman olarak başlattığı ve daha sonra seri haline getirdiği projesi The Walking Dead, 2011 yılından itibaren tüm dünyada en çok takipçisi olan dizilerden biri haline geldi. Breaking Bad, Game Of Thrones gibi ağır topların yanında kendine özgü bir izleyici kitlesi kazanan yapım, AMC'ye ve Kirkman'a milyonlarca dolarlık gelir de getirdi. Öyle ki, çizgi romanın dizisi, oyunu, 'spin off'ları piyasaya sürüldü.

Robert Kirkman tarafından 2013 yılında yazılan ve 2015'te yine AMC tarafından çekilen 'Fear The Walking Dead', en az gerçek Walking Dead kadar tat verdi. Dizinin sıkı takipçileri bu kez de radarına 'Fear' versiyonunu aldı.


Kirkman bile The Walking Dead'in bu duruma geleceğini tahmin edememiş. Diziye sponsorlar aracılığıyla ödenen milyonlarca doların devam edebilmesi ödeneğin kesilmemesi için dizinin de bir şekilde var olması gerekiyor. Bu yüzden The Walking Dead'in 7. sezonu sönük geçiyor.  Dün geceki bölüme gelen eleştirilerin haklı tarafları var ancak sektör böyle arkadaşlar. Senaristler, yönetmenler gelen eleştirilere değil de dizinin reyginlerine ve izlenme oranlarına göre davranış sergiliyorlar.

Ama hayranları merak etmesinler onları tatmin edici bir final bekliyor....

12 Mart 2017 Pazar

Danimarka Sineması; Titrek Işıklar / Blinkende lygter

Anders Thomas Jensen, Danimarka'nın, Guy Ritchie'si. Dan'caya özgü kara mizah türünde verdiği eserler ve absürd sinema diline hâkim olmasıyla Jensen, Danimarka sinemasının Nicolas Winding Refn ve Lars Von Trier'yle 'aykırı' yönetmenlerinden.

Blinkende Lygter da yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. 1999 yılına kadar çektiği kısa filmleriyle Oscar'a arka arkaya 3 kez aday olan ve en sonunda Valgaften'e Oscar'a uzanan Jensen, senaryosunu 1996 yılında yazdığı 'Titrek Işıklar'ı 1999 yılında tamamlayarak 2000 yılında Danimarka'da gösterime yetiştirdi.


Titrek Işıklar, 4 çocukluk arkadaşın Danimarka'da 'Eski Mo' lâkâplı mafyanın parasını çalarak Barcelona'ya gitme hikâyelerine odak noktasına alıyor. Ancak elemanlarımız Barcelona'ya gitmek için Danimarka - Almanya sınırına geldiklerinde araçları bozulur. Buldukları kagir bir binaya yerleşirler. İçlerinden biri yaralıdır ve ona doktor bulmaları gerekmektedir. Asıl hikâye de buradan sonra başlar.

Jensen, kara mizah üzerine kurduğu başyapıtında, filmdeki 4 karakter üzerinden aile, toplumsal ilişkiler, suç, ahlâk, din gibi konuları kendine has üslubuyla dile getirir.

Jensen, yönetmenlik koltuğuna oturduğu 4'ü uzun 3'ü kısa 7 filmin de kara mizah üslupta çekilmesinin nedeni mizahın geniş sorguluma alanı açması olarak tanımlar.

Genelinde Jensen sinemasında özelinde de Blinkende Lygter'de karakterler 'iyi' ve 'kötü' olarak sınırlandırılamaz. Jensen'e göre karakterlerin salt tek bir türe indirilmesi de 'kendi alanını sınırlandıracağı" için tehlikelidir.

Jensen'in 'adamları'

Jensen, takıntılı bir yönetmen. Takıntılı olduğu her konuyu da sinemasında işliyor. Yönetmenliğini yaptığı filmlerde sadece kendi istediği oyuncularla ve Danimarkalı oyuncularla çalışıyor. Ulrich Thomsen, Soren Pilmark, Mads Mikkelsen, Nikolaj Lie Kass, Jensen'in vazgeçmediği, takıntılı olduğu 4 oyuncu. Mikkelsen ve Lie Kass, yönetmenin 4 uzun metraj filmlerinde de başrolü oynadı.


Ayrıca Mads Mikkelsen'e ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. 4 dil bilen Mikkelsen oyunculuğa meslek olarak değil akademik kariyer yapabilmek amacıyla başlıyor. 1995 yazında ailesini ziyaret amacıyla Kopenhag'a geldiğin Danimarka'daki bira ortamlarından yönetmen arkadaşı Nicolas Winding Refn'in teklifiyle Pusher'da yardımcı rolde bir psikopatı canlandırmayı kabul ediyor.

Mads Mikkelsen

Mikkelsen'in de kariyeri o gün değişti. Başarılı oyunculuğunu sürdüren Mikkelsen 2000'li yıllarda hem Danimarkalı yönetmenlerin 2010 yılından sonra da ABD'li yönetmenlerin dikkatini çekti. Mikkelsen, Valhalla Rising, Hannibal ve The Salvation performanslarından sonra daha da zirveye çıkarak varolan dünya sinemasının en önde gelen oyuncularından biri artık.

Mikkelsen ( nerede okuduğumu hatırlayamadım ) bir röportajında oyunculuk kariyerindeki başarısını Tuborg'a borçlu olduğunu söylemişti. Çünkü Kopenhag'ta her gece 3 bira içmeye gittiği o barda Refn'in teklifiyle akademik kariyerine ara vererek oyuncu olmayı seçmeseydi muhtelen şuan Kopenhag Devlet Opera ve Tiyatro Balesi'nde başarılı bir hoca olacaktı...

 Mikkelsen'in favori kenti de Arhus'tur.

11 Mart 2017 Cumartesi

Çarşamba gecesi filmi; Everybody Wants Some

'Everybody Wants Some', tek cümleli tanımıyla iyi hissettiriyor.

Everybody Want Some'ı seven Richard Linklater'ın Dazed and Confused'unu da sevecektir.



Filmin Türkiye'de vizyon tarihi henüz belli değil. İlk olarak !f'te gösterilen filmi internette izlemek de mümkün. Alt yazısı da altyazı.org'a geçtiğimiz hafta yüklendi.

Velhasıl; büyük beklenti içinde izlenilmemesi gereken boş bir çarşamba gecesini dolduracak nitelikte bir film.

İyi seyirler olsun...