30 Ekim 2017 Pazartesi

Flaneur #4

* Merhaba

* Diktatörler, demokrasi ile iktidara gelirler.

* Beat kuşağının post modern temsilcisi. Bira yoğunluğunda bir ses, cool bir görünüm.  Ona derler Tom Waits.

* Passolig belası geldiğinden beri stada gidemiyorum. En son izlediğim maç 2 kere şampiyon olduğumuz senenin Fenerbahçe maçıydı. 2-1 kaybettiğimiz maçtı içeride. 2012 şampiyonluğunun bu yüzden bendeki yeri ayrıdır.

* Takımı çok özledik, özellikle staddaki atmosferi de. Birçoğunuza 'romantik' gelecek ancak biz 'Münferit Sevdalar'ız. Belki de hayatım boyunca Türkiye'de bir daha maç izlemeyeceğim. Her şeyden feragât ederek 'Deplase' kovalayacağız.
* Bunu da yaptık. 2013 Ekim'indeki Juventus maçı.  2 Ekim'i 3 Ekim'e bağlayan gece Milano'ya inmiştik. Havalimanında sabahlamak sıkıcıydı. 'Ultras 34'ten birkaç kişi ile gecenin 2'sinde Milano'ya indik. Kumarhane, bar derken sabahı ettik. Sabah da trenle hop Torino. Otobüslerle maça sevk. İtalyan polisinin köpekli araması, elimize ne geçtiyse İtalyanlara atmamız. Güzel günlerdi. Liberta Per Gli Ultras manifestosunu doyasıya yaşadığımız zamanlardı.

* Şimdi ne yapıyorum. Hep hayalimdi ancak Galatasaray'ın peşinde koşmaktan bir türlü vakit ve para bulamadığım için ertelemek zorunda kalmıştım. Artık her sene Avrupa'da birkaç maç belirliyorum, benim için önem arz eden. Onlara gidiyorum. Oradaki hikâyeleri de blogga ekleyeceğim kısa süre sonra.

* Gündüz viskisi > gündüz rakısı

* Gündüz Vassaf > Gündüz feneri

25 Ekim 2017 Çarşamba

'Drive' külliyatından postmodern bir örnek; Baby Driver

Küçüklüğünde bir kazadan dolayı travmatik bir çocukluk geçiren ve müziği hayatının merkezi olarak seçen 'baby' lakaplı 23 yaşındaki sürücünün Atlanta'da geçen günlerini konu alan Baby Driver, başlangıç sekansında pozitif hisler uyandırsa da filmin ilerleyen süreçlerinde bu olumlu referansını ne yazık ki kaybediyor.

Türkiye'de özellikle de İstanbul E-5'te 'makas atma' şeklinde gördüğümüz sürücülerden 'Baby'nin farkı, konuşmayı sevmeyip, keskin bir zekâya sahip olması. Bizimkiler genellikle 'arabesk' açıp 'yanlama' yaparken, 'Baby' oldschool müzikler dinlemeyi seviyor.

Filmin yönetimi de senaryosu da Edgar Wright'a ait. Wright, 2004'teki Shaun of the Dead filmiyle iyi referans olacak bir yönetmen. Kendine has bir mizahı var. Baby Driver'da da bunu Jamie Foxx'ın canlandırdığı Bats karakterinde gördük.
Nicolas Winding Refn'in, Drive'nı ancak emniyet şeridinden takip edebilecek bir yapıda olsa da 'Baby Driver'ın oyuncu kadrosu da şaşırtıcı derecede iyi. Suç altyapılı filmde mafya babası Doc karakterinde Kevin Spacey'i görüyoruz. Hayli kilo almış, tontoş bir adam görünümüne bürünen Spacey'in performansı, filmi izlemek için bir sebep. Bir diğer iyi oyunculuk övgüsü de Jamie Foxx'a.
Bonnie ve Clyde esintili Buddy ve Darling ikilisi, gerçekçi araba takip sekansları, ilginç soundtrackleriyle ortalama bir izlence vaat eden Baby Driver,  sinemadaki 'cool driver' külliyatında her zaman hatırlanacak bir yapım...

23 Ekim 2017 Pazartesi

Atomic Blonde

1989. Demir Perde, Soğuk Savaş, Berlin, Berlin Duvarı ve espiyonaj (karşı casusluk, casusluk) çalışmaları. Bir filmin kötü olması için hiçbir kötü sebep yok.

Charlize Theron'un, Mad Max: Furry Road'daki performasının da üzerine koyduğu Atomic Blonde filmi, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 1989 yılında geçen bir casusluk hikâyesini odağına alıyor.

Konsantrasyonunuz ve ilginiz bir an olsun filmden başka yere kaymıyor. Açılış planının son sekansı aynı zamanda 1980'lerin en ilginç karakterlerinden biri  olan ABD'nin 'Kovboy' başkanı Ronald Reagan'ın "Bu duvarı artık yıkın" söylemiyle kapanıyor. Ardından özenle seçilmiş soundtracklardan birbirinden güzel parçalar çalmaya başlıyor.

Filmin yönetmeni V for Vendetta, Matrix, 300 Spartans, Fight Club gibi filmlerde karakterlere dövüş dersleri veren John Wick'in de yapımcısı David Leitch. Muhteşem dinamik kamera görüntüleri, özellikle Berlin sokaklarındaki dövüş ve kovalamaca sahneleri muazzam güzellikte. Ekrana kilitlenip kalıyorsunuz. (Atomic Blondie'nin John Wick ile kıyaslanmasının bir sebebi de içerdiği benzer dövüş sahneleri.) 

Filmde Charlize Theron'un performası o kadar üst düzey boyuttaki Split filmindeki 23 farklı kişiliğe bölünmüş şizofrenik karakteri harikulade oynayan James McAvoy'ın performasına sadece 'sıradan' diyebiliyoruz. The Big Lebowski'nin tez canlı Vietnam gazisi  Walter Sobchak rolündeki John Goodman bu kez karşımıza CIA ajanı olarak çıkıyor. Müşfik roldeki Goodman bile bizi heyecanlandıramıyor.

Atomic Blondie'nin 'güzel' bulunmasının -bence- bir diğer nedeni de Berlin'in o soğuk aynı zamanda çekici ve eksantirik atmosferini beyaz perdede çok iyi yansıtılması.

Tam bir Femma Fatale karakter

Sinemanın Femme Fatale karakterlerine 2017 yılı itibariyle  Lorraine Broughton da eklendi. 41 yaşındaki Charlize Theron, Broughton rolüyle sergilediği dövüş sekanlarının hakkını verebilmek için 6 aylık dövüş ve silah sanatları dersi almış. Zira canlandırdığı rolün altından kalkmak herkesin harcı değil. Türkiye'de Sinem Kobal'ın dövüş sahneleri gazetelerimiz ve internet haber sitelerine manşet ola dursun, Threon'un dövüş sahnelerindeki hareketleri 1 kez bile sırıtmıyor. Sert, gerçekçi, dinamik teknikler seyirciyi adeta büyülüyor.

Andrei Tarkovsky'e saygı

Yönetmen David Leitch, dövüş sanatları hocası olduğu kadar dublör de. Aynı zamanda da iyi bir sinema izleyicisi. Filmde ajanımız Lorraine Broughton KGB ajanlarından kaçmak için Doğu Berlin'den Batı Berlin'e geçer. KGB ajanları da peşindedir. Brouhthon kendisini gizlemek için Berlin'in tarihi sineması Kino'ya yönelir. Ön planda ajanımızın yürümesini görsek de kameranın üst açısında Sovyetlerin deha yönetmeni Andrei Tarkovsky'nin Stalker filminin afişini görürüz. Lorraine sinema salonuna girer ve Stalker'dan bir sekans izler.
Sinema sekansı / Stalker - Andrei Tarkovsky
O dönem Tarkovsky, Sovyet'lerde sakıncalı yönetmenler listesindedir ve filmlerinin gösterilmesi yasaktır. Ancak Batı'da gösterimi serbesttir. Leitch'in ustaya saygı duruşu beni ayrı mutlu etmiştir.

Atomic Blonde sert aksiyon olmasıyla beraber muhteşem bir soundtrack, sinemada her zaman özlem duyulan Femme Fatale karakteri ile uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek bir yapım.
Charlize Threon'un eril bireyleri bu kadar heyecanlandırdığı başka bir filmine henüz rastlamadım.

18 Ekim 2017 Çarşamba

Mike Wyzgowski - Nothing Can Be Explained (Günün keşfi #1)


Mike Wyzgowski, ilk bakışta onu animelere müzik üreten Japon sanatçı olarak düşünebilirsiniz. Bir bakıma haklısınız da, evet animelere müzik üretiyor ama o Japonya'dan değil de Brit müziğinin bağrından, Bristol'den çıkma bir sanatçı.

Bleach: Burîchu animesine ürettiği Nothing Can Be Explained şarkısı için bazı kişilerin cenaze marşı için sıraya girdikleri dahi belirtiliyor.

17 Ekim 2017 Salı

Büyük Ev Ablukada - Fırtınayt

İlginçler, radikaller, kendilerine özgüler.

Tophane'nin Rıhtım Stüdyosunda 1 Ocak 2008'de kaydettikleri ilk şarkıyı 'sanal alem'e yüklemeleriyle, kendi deyimleri ile de herkese "Merabayın" dediler. Aslında kuruluş süreçleri bu hikâyenin çok öncesine dayanıyor.

Yıl 2005. Kent Oyuncuları, Okan Yalabık, Engin Hepileri, Bülent Sakrak, Köksal Engür'ün de olduğu Kumarbazın Seçimi isimli bir oyun sergilemeye karar verirler. Oyunda oynayanlardan biri de Büyük Ev Ablukada'nın Canavar Banavar mahlasıyla bildiğimiz Bartu Küçükçağlayan. Canavar Banavar ile grubun ağır abisi olacak olan Afordisman Salihins oyunun ışık tasarımının yapılmaya başladığı gün tanışıyorlar. Kahve, muhabbet derken bir süre sonra arkadaşlık gelişiyor.
Kahve muhabbetleri bir süre sonra Cihangir'deki bir evin beşinci katına taşınıyor. Ve o malum sene. 2008. Okan Yalabık'ın evinde kaydedilen Bil ve En Güzel Yerinde Evin parçaları kaydediliyor. Büyük Ev Abluka'da oluyor BEA.

Gruba zamanla, Bentek Sizhepiniz, Bas Bariton, Galvaniz Gelbiraz, Gelicem Nerdesin katılıyor.

Ay Şuram Ağrıyoo isimli konserleriyle İstanbul başta olmak üzere hiçbir mekan ayırt etmeksizin Türkiye'nin birçok yerinde çaldılar.

21 Aralık furyasının patladığı, tüm dünyada viral olan 'Kıyamet kopacak' yaygarasını güzel şekilde değerlendirerek, "gider ayak bir konser yapalım" dediler. Muhteşem sahne performanslarıyla dinleyicileri kendilerinden geçirdiler.

Baktılar "Dünyaya bir bok olmadı", Olmadı Kaçarız (2012) plak şirketini kurdular. (Gaye Su Akyol'u çıkartan müzik şirketidir aynı zamanda) Aynı zamanda sene içerisinde "Full Faça" albümünü yayınladılar.

2013'ün ilk aylarından itibaren Türkiye'de neredeyse adım atmadık alan bırakmadılar. Şehirlerden ziyade talep olan ilçelerde bile sahne aldılar. (Milas, Akçay gibi).

Akustik ve Full Faça albümlerinden sonra yine kendilerinin deyimiyle "Yeni şeklimiz, Fırtınayt ile rahat durmadı Abluka! Çok yakında çaça" dediler.
Fotoğraf: PAC - Mayıs 2017 / Perili Ozanlar Vadisi - Kapadokya
Fırtınayt, 'elektrikli şekli', Hayaletler isimli single ile bugüne kadar duyduğumuz Büyük Ev Ablukada şarkılarına nazaran daha farklı bir şekilde "Merabayın" dedi.

Fırtınayt, biraz daha parti havası, dans ve elektronik öğeler barından parçalarıyla "Yeni Büyük Ev Ablukada Şekli - Fırtınayt" olarak dinleyicisinin karşısına çıktı.

Ve onlar şu aralar yine her yerde konser vermekteler...

Yardımcı kaynaklar:

Bantmag

buyukevablukada

16 Ekim 2017 Pazartesi

I. Dünya Savaşı'nda siperde yaşam

Verdun Cephesi'nde Alman askerleri / 1915
Siper savaşları kavramı, modern orduların kurulmasıyla birlikte sahada değişen harp alanı harekâtına verilen genel isme denir.

1800'lerin başında Paris'te Napolyon Bonapart'ın öncülüğünde kurulan Fransız Topçu Batarya birimleri modern silah ve tekniklerin 'ata'sı olarak kabul edilir.
Batı Cephesi'nde Fransız siperlerini gözetleyen iki Alman askeri / 1916 - Verdun
Siperler, Birleşik Devletler'deki iç savaş olmak üzere, Osmanlı-Rus, Almanya (Prusya) -Fransa, Macaristan-Polonya savaşlarında kullanıldı.
Harp tarihçileri I. Dünya Savaşı'nı  'Siper Savaşları' olarak da anmaktadır. Zira tüm cephelerde ağırlık siperlerdedir. Batı Cephesi başta olmak üzere savaşın en kanlı cephelerinden biri olan Çanakkale'de de siper savaşları harp sanatınca icra edilmiştir.
Çanakkale'de siperler yer yer 7-9 metre aralığına kadar inmişti. Yine Batı'daki Almanya-Fransa savaşında 3-4 ay siperden kafasını çıkarmamış komuta heyeti de bulunmaktaydı.

13 Ekim 2017 Cuma

Good Old Days

İstanbul garip bir şehir. Çok da seversin ama bir o kadar da nefret edersin. Zıt kutupların bu kadar kesiştiği, dünyada başka bir memleket var mıdır, gerçekten bilmiyorum. En azından ben, şu ana kadar gittiğim ülkelerde bunu göremedim.

İstanbul öyle bir şehir ki yumruğunu yemediğin sürece neler olabileceğini anlamazsın.

Yayaya saygı duyulmayan şehir konusunda Kabil ile at başı gidiyoruz. Bu cümlemde hiç de abartı yok. Afganistan ve Pakistan'daki trafik ve sürücü disiplinleri ile İstanbul'daki sürücü ve trafik disiplinleri aynı.

Bir şehrin gelişmişliğini anlayabilmek için 2 faktör çok önemli. 1'inci faktör, trafik. 2'ncisi de kadının iş ve sosyal yaşamdaki yeri ve değeri.

Ne yazık ki İstanbul'da 1'inci faktör felaket olarak adlandırabileceğimiz bir seviyede.

Fotoğraf 1950'lerden. Sürücüler, Harbiye'de otomobillerini kaldırma park etmiş. Peki görüntü sizi rahatsız etti mi? Beni etmedi. Ama bu fotoğraf günümüzden olmuş olsaydı çok rahatsız edecekti. Zira bu şehir artık 25 milyon kapasiteyi kaldırmıyor.

101 Yaşında Hesabı Ödemeden Ortadan Kaybolan Adam

100 Yaşında Camdan Atlayıp Ortadan Kaybolan Adam'ın devam filmi.  İsveç'in 2016 yılında 'En İyi Yabancı Film' dalında Oscar'a aday gösterilen komedi filmi.

İsveç televizyonlarına yaptığı mizahi yapımlarla adını duyuran Stockholm doğumlu yönetmen Felix Herngren'in ilk yüksek bütçeli filmi 100 Yaşında Camdan Atlayıp Ortadan Kaybolan Adam aslında bir kitap uyarlaması.

Kitabın yazılma öyküsü de en az film karakterleri kadar ilginç.  İsveç'te yerel bir gazetede muhabir olarak çalışan Jonas Jonasson'an Göteborg Üniversitesi'ndeki eğitiminden sonra çeşitli İsveç gazetelerinde çalıştı. Gazetecilik sektöründe belirli bir seviyeye geldikten sonra kendi prodüksiyon şirketini kurdu. Bir süre sonra bundan da sıkıldı ve kurduğu prodüksiyon şirketini sattı.

Kazandığı paralar ile kendine yatırım yapmayı sürdüren Jonasson, İsveç'in karakteristik yapısından da faydalandı. Bir süre Kuzey Işıkları'nı görmek için gelen turistlere rehberlik yaptı.

Bir süre sonra Stockholm'ün yorucu şehir yaşamından sıkıldığını belirterek evi ve barkı satarak İsveç'in göller yöresi olarak bilinen, en yoğun ormanlarının olduğu  ve aynı zamanda da doğduğu şehir olan Växjö bölgesine yerleşti.

Dedesinin kişiliğinden, hâl ve tavırlarından esinlenerek, Allan Karlsson adını verdiği bir karakter üzerine kitap yazmaya başladı. Kitaba, 100 Yaşında Pencereden Atlayıp Ortadan Kaybolan Adam ismini verdi.
Kitabı çok sevdiği dedesine adayan Jonasson, kitabın baskıya hazırlandığı dönemde dedesini kaybettiğini öğrendi. Haberi aldığı gün günlüğüne, "İlk kitabımı yazarken dedem cennete yerleşti" demişti.

Kitap İsveç'te olağanüstü bir şekilde başarı elde etti.  İsveç edebiyatında 45 dile çevrilerek bu alanda kazanılması zor da bir başarıya imza attı.

Kitabın bu başarısı Felix Herngren'in de dikkatinden kaçmadı. Kitaptaki anlatılardan yola çıkarak yazara, senaryodan bir örnek gösterdi. Jonasson da kitabın telif haklarını vererek, filmin çekilmesine onay verdi.

2011 yılında başlayan çekimler 1 yıl kadar sürdü.  Hundraåringen som klev ut genom fönstret och försvann yani 101 Yaşında Pencereden Atlayıp Ortadan Kaybolan Adam olarak beyazperdede izleyeci ile buluşan film 2016 yılında İsveç sinemasının Akademi Ödülü adayı oldu. En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı alanında 88'inci Akademi Ödüllleri'nde heykelciği o dönem ortalığı kasıp kavuran Mad Max:Furry Road'a kaptırdı.

Filmin gösterime girdikten 3 sene sonra Oscar'a aday gösterilmesi Netflix'in içerik editörlerinin gözünden kaçmadı. Devam filmi için düğmeye basıldı.

Netflix, ilk filmdeki kadronun bozulmamasını istedi ve yönetmen Herngren'e istediği özgürlük alanını sağladı. İkinci film olan 101 Yaşında Hesabı Ödemeden Ortadan Kaybolan Adam, Bali, Rusya, Polonya, Almanya ve İsveç'te çekildi. Yol filmine de göz kırpan yapısıyla devam filmi de en az ilk film kadar başarılı; izleyiciye 2 saatlik bir seyir zevki sunuyor.

Filmin konusu:

Filmin konusunu size tek bir cümle ile özetelyeceğim. 100 yıllık hayata sığdıramadığınız bir macerayı 2 günde yaşarsanız ne olur? İşte film bu kadar sıcak ve renkli.

10 Ekim 2017 Salı

İdlib Türkiye için neden önemli?

İdlib; Halep-Hatay-Lazkiye ve Hama şehirleri arasında kalan son derece stratejik öneme sahip bir şehir. İdlib aynı zamanda da Suriye'nin en büyük 14'üncü şehri. Türkiye ile doğrudan kara sınırı olan şehrin nüfusu, savaştan önce 4 milyona yaklaşırken savaş ile birlikte nüfus sivil halkta 1 milyona kadar düştü.

Şehir, çoğunluğu Sunni olmak üzere etnik köken olarak Arap ağırlıklı.

1) Rusya, İran ve Türkiye'nin İdlib stratejisi

14-15 Eylül Kazakistan'ın başkenti Astana'da Rusya, İran ve Türkiye heyetlerince İdlib ve çevresi 'Gerginliği Azaltma / Çatışmasızlık Bölgesi' olarak belirlendi. Garantör devletler de bölgedeki askeri unsurlarıyla varlığını sürdürecek olan İran, Rusya ve Türkiye oldu. Buna göre Rusya, İdlib bölgesini dışarıdan ve hava saldırılarına karşı koruyacak; Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı unsurlar da İdlib'in merkezinde meydana gelebilecek herhangi bir çatışmaya karşı orada varlığını sürdürerek, barışı gözetecekti. Heyetlerin aylar süren diplomatik görüşmelerinden çıkan sonuçlar kabaca bunlardı.

2) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İdlib'teki görevi?

Astana'da alınan kararlara göre, Türk silahlı Kuvvetleri'ne bağlı unsurlar, ateşkesin takibi maksadıyla, garantör ülkelerin unsurlarıyla koordineli olmak üzere 14 ayrı noktada meydana getirilecek olan gözleme kulelerinde keşif faaliyetlerini sürdürecek.

Görev ve misyon 6 aylık harekâta göre hazırlanmış olup Türkiye İdlib'in batısında, Rusya da doğusunda görevi icra edecek.

3) İdlib neden önemli?

Suriye'de Mart 2011'de başlayan iç savaştan sonra İdlib uzun süre merkeze bağlı kalsa da 4 yıl sonra iç savaşın 4'üncü yıl dönümünde, Mart 2015'te muhaliflerin eline geçti.  Türkiye ile Suriye arasındaki gerginliğin başlangıç sebeplerinden biri de aslında bir bakıma İdlib'ti. 2 Mart 2012'de saat 16:30'da İdlib'teki rejim güçlerinden Akçakale'ye top mermisi atılmış, 5 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hayatını kaybetmiş, 9 kişi de yaralanmıştı. (1)

2013, 2014 ve 2015'teki çatışmalar sonucunda şehir, 27 Mart 2015 tarihinde Suriyeli muhaliflerin eline geçti. Ancak o dönem İdlib'e giren unsurlar, kendilerini 'Cihatçı'lar olarak anan (Ahraru'ş Şam, Nusra Cephesi -sonradan HTŞ-, Aksa Askerleri, Ceyşu's Sunne, Ceyş'ul Fetih - Fetih ordusu-) El Kaide bağlantılı bugünün Heyet Tahrir Şam'a (HTŞ) bağlı tugaylarıydı.

HTŞ, grubu Türk Silahlı Kuvvetleri'nce de düşman unsur olarak kabul ediliyor. Nusra Cephesi adıyla da bilinen HTŞ, İdlib'in önemli stratejik kısımlarını hâlen kontrolü altında tutuyor. Türk istihbarat kaynakları HTŞ'nin İdlib bölgesinde 20 bine yakın militanı olduğunu söylüyor. HTŞ'nin İdlib'de gücünü artırmasına bir diğer sebep olarak da ABD gösteriliyor. Zira ABD'nin sağladığı silah desteğiyle 2016 yazından itibaren HTŞ önemli bir güç haline geldi.
İrili ufaklı birçok grup İdlib'i almak için bir araya gelmişti / Fotoğraf 28 Mart 2015
Ancak HTŞ, tek başına İdlib'e hiçbir zaman tam hakim olamadı. 2015'teki operasyonda şehrin alınmasında Özgür Suriye Ordusu ile diğer cihatçı grupların da desteği (Fetih ordusu gibi militan gruplar) olmuştu. İdlib'deki muhalifler zamanla kendi aralarında çatışmaya başladılar. (ÖSO - Nusra bölünmesi ve arkasından gelen çatışmalar)

Muhaliflerin önemli kalelerinden biri halen gelen İdlib'den çekilmek zorunda kalan Esad rejimi dönem dönem İdlib'e yönelik ağır hava harekâtları ve bombardımanlarda bulundu. Hatta Esad'ın buradaki bombardımanlarda 'kimyasal gaz' kullandığı da öne sürüldü.

4) Türkiye neden İdlib'de?

Türkiye, Ağustos 2016'da başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı'nda sağladığı 'Güvenlik Alanı'nı İdlib bölgesine taşıyarak, İdlib-Lazkiye-Hatay-Mersin şehirlerini kapsayan 'Akdeniz Hattı'nın bir 'terör koridoru'na dönüşmesine izin vermemek için askeri gücüyle İdlib'de yer almak istiyor. Bu yüzden de Genelkurmay Başkanlığı 8 Ekim itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı unsurların İdlib'e doğru intikale başladığını açıkladı.
Türk silahlı Kuvvetleri'ne bağlı zırhlı birlikler Hatay sınırında
Türkiye'nin bir diğer önemli amacı da başta HTŞ olmak üzere PKK/PYD/YPG gibi terör unsurlarını bölgeden temizlemek. Zira Türkiye bölgede aktif olmazsa, PYD'nin İran'a yanaşacağının farkında.

Ayrıca yapılan istihbarat çalışmalarında, PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD'nin İdlib'de kendine harekât mekanizması bulma gibi bir girişimi olduğunu doğruluyor.

Harekâtın en önemli sebebi aslında İdlib-Lazkiye hattını kullanarak Hatay üzerinden Türkiye'ye sızmaya çalışan terörist grupların önüne geçmek.

5) Türkiye İdlib'de çatışmaya girer mi?

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiçbir unsuru İdlib'e çatışma veya savaş amacıyla gitmiyor. Harekâtın öncelikli amacı İdlib'de Astana'da kabul edilen meşru gruplar arasındaki çatışmaları önlemek. Garantör devlet statüsünde olacak olan Türkiye, kendisine herhangi bir temas gelmediği sürece sıcak çatışmaya girmeyecek.
Özel Kuvvetler'e bağlı unsurların İdlib bölgesine intikali

6) Fırat Kalkanı Harekâtı ile İdlib İntikali'nin farkları ne?

a) Fırat Kalkanı Harekâtı klasik harp düzeninde icra edilen 3'üncü Nesil Savaş'a( Hava, kara, deniz gibi ordunun tüm faaliyetlerinin kullanıldığı) uygun operasyonel faaliyetti.

İdlib İntikali, doğrudan operasyondan ziyade daha çok asimetrik bir plana dayanıyor. Burada çok denklemli yapıdaki  asimetrik plandan kasıt, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gayri nizami harp yürüten düşman birliklerine karşı Özgür Suriye Ordusu'nu taktik ve stratejik olarak desteklemesidir. Yani Türk askeri unsurları doğrudan çatışmaya girmeyecek eğittiği ÖSO unsurlarını savaşa sürecekti.  ( Tıpkı 9 Ekim sabahı ÖSO'nun ilerleyini kolaylaştırmak için Fırtına Obüslerince yapılan topçu atışı)

7) İdlib'de Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına saldırı olur mu?

Evet. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları her an teyakkuzda olmak zorunda. Zira bölgedeki terör örgütleri her an beklenmedik saldırılarda bulunabilir. Zira bölgenin zemini ve meskûn yapısı terör örgütlerinin beklenmedik saldırılar yapmasına uygun. Harekâtı yöneten Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi de bu durumun farkında. Zira asker kurulacak olan 14 ayrı gözleme kulelerinde ve üstlerinde 24 saat teyakkuzda olacak.

8) İdlib operasyonundan sonraki adım ne olacak?

Özellikle son 1 yıldır Rusya ile ilişkilerin rayına oturmasından sonra ABD'den iyice uzaklaşan Türkiye, Orta Doğu'da artık daha aktif bir konumda yer almak istiyor. Bunun ilk adımı da Ağustos 2016'da icra edilen Fırat Kalkanı Harekâtı'ydı.

İdlib İntikali de Fırat Kalkanı'nda kazanılan harekât alanının genişletilerek Suriye sınırındaki terör unsurlarının olabildiğince uzak tutulması amacıyla yürütülüyor. (Bu söylediklerimiz tamamen bu dönem koşulları (konjonktür) göz önüne alınarak yazılmış ifadeler. Politikalar değişirse Türkiye'nin Orta Doğu'daki tavrı da değişebilir. Zira Türkiye'de çok tepkilere neden olan Kuzey Irak'taki referanduma doğrudan bir müdahalede bulunmaması gibi. Çünkü orada ABD ve İsrail misyonları ağır basıyor ve Türkiye ağırlığını koymak da ne yazık ki hafif kalıyor. Diplomatik yaptırımların olacağını söyleyen hükümetten bu alanda henüz tatmin edici bir adım da gelmedi. Suriye'ye bu kadar rahat girilebilmesinin bir nedeni de Rusya ile masada yapılan anlaşma)

Nihayete erdirsek, İdlib harekâtından sonraki hedefin Afrin olması hiç de sürpriz olmaz.

9) Türk askeri İdlib'de ne kadar süreyle görev yapacak?

Askeri heyetlerin kararlarıyla beraber Türk askerinin İdlib'de görev yapma süresi 6 ay. Ancak bu süre bölgedeki stratejik faaliyetlere göre değişebilir. Askerin görev süresi uzayadabilir.

Dipnotlar:
(1) İdlib'ten Türkiye'ye top mermisi düştü

8 Ekim 2017 Pazar

War Dogs

Bazı filmler vardır ya "Boş kafayla izlenmez" yorumları yapılır. War Dogs, işte o filmlerden. Naif veya hafif kırılgan bir zihinle izlendiğinde o günün en keyifli 1.5 saatini geçirmenize neden olacak bir yapım. (Kafanızın dolu olması tamamen sizin tercihinize göre, ister rakı, ister viski isterseniz de yorgun bir günün üzerine güzel bir demli çay veya kahve...)

Filmin yönetmeni Todd Phillips Hangover serisiyle komedi alanında kendini kanıtlamış bir isim.  David Packouz ve Efraim Diveroli isimli iki arkadaşın gerçek hikâyesini merkezine alan yapım, 1.5 saatlik bir kara-komedi.

Özellikle de arkadaş ortamında izlenecek eğlenceli bir yapım. Dışarı çıkılmanın tercih edilmediği bir cumartesi akşamı izlenilmesi yönünde tavsiyelerimi sunarım.

5 Ekim 2017 Perşembe

Big Mouth

Big Mouth, yetişkinlere yönelik bir çizgi-roman komedisi.

Yapımcılığını Family Guy ailesini yaratan ekibin üstlendiği Big Mouth 20 dakikalık bölümleriyle kişinin sıkılmadan izleyebileceği bir 'ergenlik' komedisi.

Netflix'in desteğiyle ABD mizah endüstrisinin altın nesli Nick Kroll, Andrew Goldberg, Mark Levin, Jennifer Flackett'ın kaleminden ortaya çıkan komedi, her bölümde ergenliğin farklı zorluklarını ele alıyor.
South Park kadar siyasi alt metin olmasa da ABD ve dünyanın tandığı ünlüleri tiye alan esprileriyle izleyenlerce beğenileceğini düşünüyorum.

Big Mouth'ın en ilgi çekici yönlerinden biri ergenliğin en büyük tabularından biri olan 'cinsellik'i tiye alması. Hormon Canavarı sürekli olarak karakterlerimizi mastürbasyon yapmaya ve her zaman her yerde cinsel olarak uyarılmasını sağlamamaya zorlamakta. Öyleki bu durum birçok kez karakterlerimizi komik durumlara düşürmekte.

Bunun dışında ergenlik döneminde bireyler arasında ilişkiler, birbirlerini anla(ya)mama, kadın-erkek zıtlaşmasından örneklerle anlatılıyor.

Big Mouth, 20 dakika olmasından mütevellit sıkıcı olmayan ve son derece keyifli vakit geçirmenizi de sağlayacak bir yapım.

II. Dünya Savaşı'na hazırlık; Türk Silahlı Kuvvetleri'nce icra edilen 3'üncü Ordu manevraları

3'üncü Ordu'ya bağlı bir piyade birliği atış talimi yapıyor / 1941
1940 ve 41 yılı, II. Dünya Savaşı'nda Almanların üstünlük kurduğu yıldı.

1 Eylül 1939 yılında Alman zırhlı birliklerinin Polonya topraklarına akın etmeleriyle başlayan operasyonun tüm dünyayı çember altına alacak bir boyuta geleceğini kimse tahmin etmiyordu.

Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesine ilk tepki Çekoslovakya karşısında verdikleri sözü tutmayan iki devletten geldi. Ekim 1939'da, Fransa ve Büyük Britanya ardı ardına Almanya'ya savaş ilan ettiğini duyurdu.

Kasım-Aralık 1939'da Polonya'nın fişini çeken Wehrmacht'ın ( OKW / Oberkommando der Wehrmacht Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutanlığı) yeni yıldan sonraki ilk hedefi Batı Avrupa'ydı.

Ocak ve Şubat ayında Blitzkrieg prensibine dayalı bir hücum planı hazırlayan Alman komuta kademesi,  havaların ısınmasıyla Mart 1940'ta Lüksemburg, Belçika ve Hollanda'yı çembere alan harekât planını uygulamaya koydu. Nisan ve Mayıs aylarında Alman hücumu Fransa'ya yönelmişti.  Haziran 1940'ta Fransa kesin olarak teslim alındı ve Paris düştü.
Alman Panther tankı Zafer Takı'nın önünden geçiyor / Haziran 1944
Temmuz 1940'a gelindiğinde Almanlar, neredeyse tüm Avrupa kıtasına hakimdi.  Hitler, Ağustos 1940'ta hedefini Büyük Britanya olarak belirledi. Londra'nın düşmesi için yine Blitzkrieg prensibine uyan ancak bu kez Luftwaffe'nin başı çekeceği bir harekât planı hazırlandı. Tarihçiler, Almanların İngiltere'ye yönelik bu saldırısını Atlantik Savaşı olarak değerlendirdi.
Almanların hava taaruzları sonucunda hasara uğrayan Londra / Ağustos 1940
1940 yılının Kasım ayına kadar Birleşik Krallık ile meşgul olan Wehrmacht'ın, hiç dinlenmeden Hitler'in takıntısından dolayı yeni yılın ilk günlerinden itibaren ( Ocak 1941) bu seferde olası bir Rusya seferine odaklanması isteniyordu.
General Heinz Guderian ile General Alfred Jodl / Doğu Cephesi - Haziran 1941
Şubat ayında Heinz Guderian, Wilhelm Keitel, Alfred Jodl, Eric con Manstein gibi kıdemli kurmaylar olası bir Moskova seferi için Napoyon Bonapart'ın Moskova Günlükleri'ni inceliyordu. Bunun dışında Paris'in tüm kütüphaneleri Almanların emrine amadeydi. Bonapart'ın Moskova seferine ilişkin Fransızca yazılmış tüm kaynaklar Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutanlığı'nca (OKW) tarandı.

Seferin en ince ayrıntısına kadar düşünülmesi gerektiği görüşünde olan Alman komuta kademesi, Moskova'yı fethetmek için, İsveç'in tüm imkanlarını kullanarak dönemin en büyük ordularından birini meydana getiren, ancak yenilgiden dolayı Osmanlı'ya sığınan İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ın dahi seferi bilgilerini okumuştu. Kurmayla için her detay önemliydi ve çok ince stratejiler üzerinde çalışıyorlardı.
Barbarossa Harekâtı'nı yöneten komutanlar ve komuta ettikleri birlikler. (Haziran 1941-Mayıs 1945) Harita Kaynağı - Basil Little Hart - II. Dünya Savaşı / İş Bankası Yayınları 
Barbarossa Harekâtı'nın arkasında böylesine derin bir strateji yatmaktaydı. Ki zaten bu kadar araştırma sonucunda kurmaylar Rus seferinin başarılı olamayacağı görüşünde birleşmişlerdi. Ancak Hitler ikna edilemedi.

Moskova seferi öncesinde temizlenmesi gereken bir 'çöplük' olarak gördüğü Balkanları aradan çıkarmak isteyen Hitler, Benito Mussolini'nin de teşvikiyle Mart 1941'de Balkan seferine girişti.
3'üncü Ordu'ya bağlı unsurlar atış talimi yapıyor / 1941
Savaşın böylesine kızıştığı dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ın emriyle 1'inci, 2'inci ve 3'üncü orduların tam katılımıyla geniş bir tatbikat (manevra harekâtı) başlatılmıştı. Life dergisi de o dönemde manevraları fotoğraflayan kurumdu. Dönemin Genelkurmay kayıtlarında 1941'deki manevralar için, 1941 Savaş Düzeni ismi verilmişti.

1'inci Ordu Trakya, Çanakkale, İstanbul Boğazı olmak üzere Marmara, Ege ve Trakya'da konuşlandırılmıştı.

2'nci Ordu Malatya merkezli olmak üzere, Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa'da manevralar icra edecekti.

3'üncü Ordu'da Erzurum, Erzincan, Kars, Ağrı ve Hakkâri'de manevraları icra ediyordu.
Kendisiyle kısa bir sürede olsa aynı çatının altını paylaştığım için gurur duyduğum akademisyen - tarihçi Erhan Çiftçi hocamın belirttiği gibi, dergisi ekibi 1940 ile 1950 yılları arasında Türkiye'ye üç kez ziyarette bulundu. Ekibin ilk ziyaret yılı da 1941 senesiydi.

Dergi ekibinin de ziyaret amacı Mete Tunçay'ın İkinci Dünya Savaşı'nın Başlarında (1939-1941) Türk Ordusu kitabında belirtildiğine göre 1941 yılındaki Savaş Düzeni manevralarını takip etmekti. Bu bilgiye ek olarak Erhan Hoca'nın da belirttiği gibi ekip o dönem Kara Harp Okulu'nu da kayıt altına aldı.
Geleceğin kurmay subayları Kara Harp Okulu'nda ders görüyor / 1941
Kara Harp Okulu Öğrenci Alayı'nın Samsun'da katıldıkları müşterek bir tatbikatı fotoğrafladılar. Bu fotoğraflar günümüzde halen Kara Harp Okulu'nun resmi internet sayfasında da bulunmaktadır.
Samsun'daki manevralara iştirak eden Kara Harp Okulu Öğrenci Alayı / 1941
Derginin fotoğrafçıları daha çok Kara Harp Okulu'ndaki dersler ve öğretiler ile birlikte ağırlıklı olarak 3'üncü Ordu'yu merkezlerine aldılar.
Hafif zırhlı ışık birliği İstanbul'a sevk ediliyor. Işıkçılar, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 1960'lara kadar düşman uçaklarının olası bir saldırılarına karşı kullanılmak amacıyla envanterdeydi. Sanatçı Zeki Müren'de askerliğini Hadımköy'de ışıkçı taburunda yapmıştı.

Her ne kadar II. Dünya Savaşı başladığı andan itibaren Türkiye'de 2 milyona yakın erkek silah altına alınsa da bu manevralar Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı en önemli tatbikatlardandı. Gerçek savaş durumu göz önünde bulundurularak icra edilen operasyon yaklaşık 3 ay kadar sürdü.

Life dergisinin fotoğraflarıyla 3'üncü Ordu manevraları;





2 Ekim 2017 Pazartesi

Koca bir Auschwitz tablosu tek bir kareye sığdırılır mı?

II. Dünya Savaşı'nın "En acı fotoğrafı" hangisi derseniz, şu fotoğrafı gösterirdim herhalde. Fotoğraf koca bir Auschwitz tablosu gibi. SS üyesi Macar uyruklu asker, 'öldürülmeye değer' gördüğü Yahudi bir kadına silahını doğrultmuş. Kadın, kucağındaki yavrusunu annelik içgüdüsüyle korumaya çalışıyor.

Askerin ateşi sonucu ikisi de tek kurşun ile olay yerinde ölecekler. Ama anne yine de yavrusunu korumak için onu göğsüne sıkıca bastırıyor. (Olay Barbarossa Harekâtı'nın birinci yılında Rusya steplerinde meydana geldi. Kesin olmamakla birlikte Eylül 1941)

İsmi açıklanmayan Macar uyruklu asker, savaştan sonra bu fotoğrafın önüne gelmesine, "Sarhoştum. Pişmanım" yorumunu yaptı. Yine dönemin Macar basınındaki haberlerine göre, askerin savaştan sonra yaşadığı bunalımdan dolayı intihar ettiği de söyleniyor.

İntihar utancı örter mi, elbetteki örtmez. Keşke o gün o silahı, masum birine doğrultmamış olsaydı...

Kaynak:

Activehistory

1 Ekim 2017 Pazar

Bir fotoğraf hikâyesi; Galata balıkçıları

Sait Faikli, İstanbul yılları. İstanbul hep güzel bir şehir ama sanki o dönemler daha bir güzel. Ama nasıl güzel. Ama kafamız nasıl güzel. Yook, burası başka bir yere çıkıyor...

En sevdiğim öyküsü Semaver'di Abasıyanık'ın. Olta hazırlama betimleri ile yazdığı karakterleri balığa çıkardığı öyküleri de severim ama en çok Ali'nin hikâyesi aklımda kaldı. Annesini öptüğü an, semaverden çayı yudumladıkları kahvaltı sofrası.

Eğer Ali yaşasaydı, belki de Galata'da bir sandal da balık satacaktı. Kim bilir, belki de o fotoğraf gördüğümüz şık giyimli, beyaz ayakkabılı, beyaz elbiseli Cumhuriyet kadına aşık olacaktı...

1 Ekim günlerden Pazar. Saat bazı kişiler için günahların başladığı bir vakit.  Biraz huzur bulabilmek için tekrar Sait Faik'e dönüyorum.

Galata'daki balıkçıları da düşüneceğim...

*Liberta

The Walking Dead'i beklerken...

Kaldı 21 gün... (Yeni sezon 22 Ekim 2017)

The Walking Dead. AMC'nin medar-ı iftiharı.

Sanırım 'zombi' konulu en uzun soluklu dizi rekorunu kıracak.

Bu sene 8'inci sezon. Dizinin yapımcısı ve yaratıcısı Robert Kirkman, 2 sezonluk senaryonun ellerinde hazır olduğunu söyledi. TWD her sene, her bölüm üzerine bir şeyler katarak ilerlemesini sürdürüyor.

Herkes eleştiredursun seni, son bölüm, son sekans, son saniyeye kadar seni izleyeceğiz...