30 Ekim 2017 Pazartesi

Flaneur #4

* Merhaba

* Diktatörler, demokrasi ile iktidara gelirler.

* Beat kuşağının post modern temsilcisi. Bira yoğunluğunda bir ses, cool bir görünüm.  Ona derler Tom Waits.

* Passolig belası geldiğinden beri stada gidemiyorum. En son izlediğim maç 2 kere şampiyon olduğumuz senenin Fenerbahçe maçıydı. 2-1 kaybettiğimiz maçtı içeride. 2012 şampiyonluğunun bu yüzden bendeki yeri ayrıdır.

* Takımı çok özledik, özellikle staddaki atmosferi de. Birçoğunuza 'romantik' gelecek ancak biz 'Münferit Sevdalar'ız. Belki de hayatım boyunca Türkiye'de bir daha maç izlemeyeceğim. Her şeyden feragât ederek 'Deplase' kovalayacağız.
* Bunu da yaptık. 2013 Ekim'indeki Juventus maçı.  2 Ekim'i 3 Ekim'e bağlayan gece Milano'ya inmiştik. Havalimanında sabahlamak sıkıcıydı. 'Ultras 34'ten birkaç kişi ile gecenin 2'sinde Milano'ya indik. Kumarhane, bar derken sabahı ettik. Sabah da trenle hop Torino. Otobüslerle maça sevk. İtalyan polisinin köpekli araması, elimize ne geçtiyse İtalyanlara atmamız. Güzel günlerdi. Liberta Per Gli Ultras manifestosunu doyasıya yaşadığımız zamanlardı.

* Şimdi ne yapıyorum. Hep hayalimdi ancak Galatasaray'ın peşinde koşmaktan bir türlü vakit ve para bulamadığım için ertelemek zorunda kalmıştım. Artık her sene Avrupa'da birkaç maç belirliyorum, benim için önem arz eden. Onlara gidiyorum. Oradaki hikâyeleri de blogga ekleyeceğim kısa süre sonra.

* Gündüz viskisi > gündüz rakısı

* Gündüz Vassaf > Gündüz feneri

25 Ekim 2017 Çarşamba

'Drive' külliyatından postmodern bir örnek; Baby Driver

Küçüklüğünde bir kazadan dolayı travmatik bir çocukluk geçiren ve müziği hayatının merkezi olarak seçen 'baby' lakaplı 23 yaşındaki sürücünün Atlanta'da geçen günlerini konu alan Baby Driver, başlangıç sekansında pozitif hisler uyandırsa da filmin ilerleyen süreçlerinde bu olumlu referansını ne yazık ki kaybediyor.

Türkiye'de özellikle de İstanbul E-5'te 'makas atma' şeklinde gördüğümüz sürücülerden 'Baby'nin farkı, konuşmayı sevmeyip, keskin bir zekâya sahip olması. Bizimkiler genellikle 'arabesk' açıp 'yanlama' yaparken, 'Baby' oldschool müzikler dinlemeyi seviyor.

Filmin yönetimi de senaryosu da Edgar Wright'a ait. Wright, 2004'teki Shaun of the Dead filmiyle iyi referans olacak bir yönetmen. Kendine has bir mizahı var. Baby Driver'da da bunu Jamie Foxx'ın canlandırdığı Bats karakterinde gördük.
Nicolas Winding Refn'in, Drive'nı ancak emniyet şeridinden takip edebilecek bir yapıda olsa da 'Baby Driver'ın oyuncu kadrosu da şaşırtıcı derecede iyi. Suç altyapılı filmde mafya babası Doc karakterinde Kevin Spacey'i görüyoruz. Hayli kilo almış, tontoş bir adam görünümüne bürünen Spacey'in performansı, filmi izlemek için bir sebep. Bir diğer iyi oyunculuk övgüsü de Jamie Foxx'a.
Bonnie ve Clyde esintili Buddy ve Darling ikilisi, gerçekçi araba takip sekansları, ilginç soundtrackleriyle ortalama bir izlence vaat eden Baby Driver,  sinemadaki 'cool driver' külliyatında her zaman hatırlanacak bir yapım...

23 Ekim 2017 Pazartesi

Atomic Blonde

1989. Demir Perde, Soğuk Savaş, Berlin, Berlin Duvarı ve espiyonaj (karşı casusluk, casusluk) çalışmaları. Bir filmin kötü olması için hiçbir kötü sebep yok.

Charlize Theron'un, Mad Max: Furry Road'daki performasının da üzerine koyduğu Atomic Blonde filmi, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 1989 yılında geçen bir casusluk hikâyesini odağına alıyor.

Konsantrasyonunuz ve ilginiz bir an olsun filmden başka yere kaymıyor. Açılış planının son sekansı aynı zamanda 1980'lerin en ilginç karakterlerinden biri  olan ABD'nin 'Kovboy' başkanı Ronald Reagan'ın "Bu duvarı artık yıkın" söylemiyle kapanıyor. Ardından özenle seçilmiş soundtracklardan birbirinden güzel parçalar çalmaya başlıyor.

Filmin yönetmeni V for Vendetta, Matrix, 300 Spartans, Fight Club gibi filmlerde karakterlere dövüş dersleri veren John Wick'in de yapımcısı David Leitch. Muhteşem dinamik kamera görüntüleri, özellikle Berlin sokaklarındaki dövüş ve kovalamaca sahneleri muazzam güzellikte. Ekrana kilitlenip kalıyorsunuz. (Atomic Blondie'nin John Wick ile kıyaslanmasının bir sebebi de içerdiği benzer dövüş sahneleri.) 

Filmde Charlize Theron'un performası o kadar üst düzey boyuttaki Split filmindeki 23 farklı kişiliğe bölünmüş şizofrenik karakteri harikulade oynayan James McAvoy'ın performasına sadece 'sıradan' diyebiliyoruz. The Big Lebowski'nin tez canlı Vietnam gazisi  Walter Sobchak rolündeki John Goodman bu kez karşımıza CIA ajanı olarak çıkıyor. Müşfik roldeki Goodman bile bizi heyecanlandıramıyor.

Atomic Blondie'nin 'güzel' bulunmasının -bence- bir diğer nedeni de Berlin'in o soğuk aynı zamanda çekici ve eksantirik atmosferini beyaz perdede çok iyi yansıtılması.

Tam bir Femma Fatale karakter

Sinemanın Femme Fatale karakterlerine 2017 yılı itibariyle  Lorraine Broughton da eklendi. 41 yaşındaki Charlize Theron, Broughton rolüyle sergilediği dövüş sekanlarının hakkını verebilmek için 6 aylık dövüş ve silah sanatları dersi almış. Zira canlandırdığı rolün altından kalkmak herkesin harcı değil. Türkiye'de Sinem Kobal'ın dövüş sahneleri gazetelerimiz ve internet haber sitelerine manşet ola dursun, Threon'un dövüş sahnelerindeki hareketleri 1 kez bile sırıtmıyor. Sert, gerçekçi, dinamik teknikler seyirciyi adeta büyülüyor.

Andrei Tarkovsky'e saygı

Yönetmen David Leitch, dövüş sanatları hocası olduğu kadar dublör de. Aynı zamanda da iyi bir sinema izleyicisi. Filmde ajanımız Lorraine Broughton KGB ajanlarından kaçmak için Doğu Berlin'den Batı Berlin'e geçer. KGB ajanları da peşindedir. Brouhthon kendisini gizlemek için Berlin'in tarihi sineması Kino'ya yönelir. Ön planda ajanımızın yürümesini görsek de kameranın üst açısında Sovyetlerin deha yönetmeni Andrei Tarkovsky'nin Stalker filminin afişini görürüz. Lorraine sinema salonuna girer ve Stalker'dan bir sekans izler.
Sinema sekansı / Stalker - Andrei Tarkovsky
O dönem Tarkovsky, Sovyet'lerde sakıncalı yönetmenler listesindedir ve filmlerinin gösterilmesi yasaktır. Ancak Batı'da gösterimi serbesttir. Leitch'in ustaya saygı duruşu beni ayrı mutlu etmiştir.

Atomic Blonde sert aksiyon olmasıyla beraber muhteşem bir soundtrack, sinemada her zaman özlem duyulan Femme Fatale karakteri ile uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek bir yapım.
Charlize Threon'un eril bireyleri bu kadar heyecanlandırdığı başka bir filmine henüz rastlamadım.

18 Ekim 2017 Çarşamba

Mike Wyzgowski - Nothing Can Be Explained (Günün keşfi #1)


Mike Wyzgowski, ilk bakışta onu animelere müzik üreten Japon sanatçı olarak düşünebilirsiniz. Bir bakıma haklısınız da, evet animelere müzik üretiyor ama o Japonya'dan değil de Brit müziğinin bağrından, Bristol'den çıkma bir sanatçı.

Bleach: Burîchu animesine ürettiği Nothing Can Be Explained şarkısı için bazı kişilerin cenaze marşı için sıraya girdikleri dahi belirtiliyor.

17 Ekim 2017 Salı

Büyük Ev Ablukada - Fırtınayt

İlginçler, radikaller, kendilerine özgüler.

Tophane'nin Rıhtım Stüdyosunda 1 Ocak 2008'de kaydettikleri ilk şarkıyı 'sanal alem'e yüklemeleriyle, kendi deyimleri ile de herkese "Merabayın" dediler. Aslında kuruluş süreçleri bu hikâyenin çok öncesine dayanıyor.

Yıl 2005. Kent Oyuncuları, Okan Yalabık, Engin Hepileri, Bülent Sakrak, Köksal Engür'ün de olduğu Kumarbazın Seçimi isimli bir oyun sergilemeye karar verirler. Oyunda oynayanlardan biri de Büyük Ev Ablukada'nın Canavar Banavar mahlasıyla bildiğimiz Bartu Küçükçağlayan. Canavar Banavar ile grubun ağır abisi olacak olan Afordisman Salihins oyunun ışık tasarımının yapılmaya başladığı gün tanışıyorlar. Kahve, muhabbet derken bir süre sonra arkadaşlık gelişiyor.
Kahve muhabbetleri bir süre sonra Cihangir'deki bir evin beşinci katına taşınıyor. Ve o malum sene. 2008. Okan Yalabık'ın evinde kaydedilen Bil ve En Güzel Yerinde Evin parçaları kaydediliyor. Büyük Ev Abluka'da oluyor BEA.

Gruba zamanla, Bentek Sizhepiniz, Bas Bariton, Galvaniz Gelbiraz, Gelicem Nerdesin katılıyor.

Ay Şuram Ağrıyoo isimli konserleriyle İstanbul başta olmak üzere hiçbir mekan ayırt etmeksizin Türkiye'nin birçok yerinde çaldılar.

21 Aralık furyasının patladığı, tüm dünyada viral olan 'Kıyamet kopacak' yaygarasını güzel şekilde değerlendirerek, "gider ayak bir konser yapalım" dediler. Muhteşem sahne performanslarıyla dinleyicileri kendilerinden geçirdiler.

Baktılar "Dünyaya bir bok olmadı", Olmadı Kaçarız (2012) plak şirketini kurdular. (Gaye Su Akyol'u çıkartan müzik şirketidir aynı zamanda) Aynı zamanda sene içerisinde "Full Faça" albümünü yayınladılar.

2013'ün ilk aylarından itibaren Türkiye'de neredeyse adım atmadık alan bırakmadılar. Şehirlerden ziyade talep olan ilçelerde bile sahne aldılar. (Milas, Akçay gibi).

Akustik ve Full Faça albümlerinden sonra yine kendilerinin deyimiyle "Yeni şeklimiz, Fırtınayt ile rahat durmadı Abluka! Çok yakında çaça" dediler.
Fotoğraf: PAC - Mayıs 2017 / Perili Ozanlar Vadisi - Kapadokya
Fırtınayt, 'elektrikli şekli', Hayaletler isimli single ile bugüne kadar duyduğumuz Büyük Ev Ablukada şarkılarına nazaran daha farklı bir şekilde "Merabayın" dedi.

Fırtınayt, biraz daha parti havası, dans ve elektronik öğeler barından parçalarıyla "Yeni Büyük Ev Ablukada Şekli - Fırtınayt" olarak dinleyicisinin karşısına çıktı.

Ve onlar şu aralar yine her yerde konser vermekteler...

Yardımcı kaynaklar:

Bantmag

buyukevablukada

16 Ekim 2017 Pazartesi

I. Dünya Savaşı'nda siperde yaşam

Verdun Cephesi'nde Alman askerleri / 1915
Siper savaşları kavramı, modern orduların kurulmasıyla birlikte sahada değişen harp alanı harekâtına verilen genel isme denir.

1800'lerin başında Paris'te Napolyon Bonapart'ın öncülüğünde kurulan Fransız Topçu Batarya birimleri modern silah ve tekniklerin 'ata'sı olarak kabul edilir.
Batı Cephesi'nde Fransız siperlerini gözetleyen iki Alman askeri / 1916 - Verdun
Siperler, Birleşik Devletler'deki iç savaş olmak üzere, Osmanlı-Rus, Almanya (Prusya) -Fransa, Macaristan-Polonya savaşlarında kullanıldı.
Harp tarihçileri I. Dünya Savaşı'nı  'Siper Savaşları' olarak da anmaktadır. Zira tüm cephelerde ağırlık siperlerdedir. Batı Cephesi başta olmak üzere savaşın en kanlı cephelerinden biri olan Çanakkale'de de siper savaşları harp sanatınca icra edilmiştir.
Çanakkale'de siperler yer yer 7-9 metre aralığına kadar inmişti. Yine Batı'daki Almanya-Fransa savaşında 3-4 ay siperden kafasını çıkarmamış komuta heyeti de bulunmaktaydı.

13 Ekim 2017 Cuma

Good Old Days

İstanbul garip bir şehir. Çok da seversin ama bir o kadar da nefret edersin. Zıt kutupların bu kadar kesiştiği, dünyada başka bir memleket var mıdır, gerçekten bilmiyorum. En azından ben, şu ana kadar gittiğim ülkelerde bunu göremedim.

İstanbul öyle bir şehir ki yumruğunu yemediğin sürece neler olabileceğini anlamazsın.

Yayaya saygı duyulmayan şehir konusunda Kabil ile at başı gidiyoruz. Bu cümlemde hiç de abartı yok. Afganistan ve Pakistan'daki trafik ve sürücü disiplinleri ile İstanbul'daki sürücü ve trafik disiplinleri aynı.

Bir şehrin gelişmişliğini anlayabilmek için 2 faktör çok önemli. 1'inci faktör, trafik. 2'ncisi de kadının iş ve sosyal yaşamdaki yeri ve değeri.

Ne yazık ki İstanbul'da 1'inci faktör felaket olarak adlandırabileceğimiz bir seviyede.

Fotoğraf 1950'lerden. Sürücüler, Harbiye'de otomobillerini kaldırma park etmiş. Peki görüntü sizi rahatsız etti mi? Beni etmedi. Ama bu fotoğraf günümüzden olmuş olsaydı çok rahatsız edecekti. Zira bu şehir artık 25 milyon kapasiteyi kaldırmıyor.