31 Ağustos 2018 Cuma

Sıkı Aynasızlar (Hot Fuzz)

İlk uzun metrajlı filmin Shaun of the Dead ile (Zombilerin Şafağı) Londra sınırlarını aşan yönetmen Edgar Wright'ın ikinci filmi olan Hot Fuzz (Sıkı Aynasızlar) tipik bir İngiliz kara komedisi. Absürt olaylar etrafında toplanan senaryosu, dinamik kurgusu ve hareketli plan-sekanslarla izleyicinin seyir zevkini bir an bile düşürmeyen bir yapım.
Simon Pegg'e Nick Frost'un eşlik ettiği filmin kamera renkleri de İngiltere'nin kasvetli havasından izler barındırıyor. Ayrıca Sandford şehrinin gerçekliğini korumuş Ortaçağ havası, Wright'ın sinematografisiyle oldukça iyi değerlendirilmiş.

Filmde, Bad Boys ile Kathryn Bigelow'ın Point Break'ine yapılan göndermeler, küçük detaylara dikkat eden izleyicilerin hoşua gidecektir.
Ayrıca, Cate Blanchett ile Peter Jackson'ın hoş sürprizler yapacağı film, İngiliz sinemasının kendine has mizahıyla iyi bir seyirlik vaat ediyor...

8 Ağustos 2018 Çarşamba

Guy Ritchie esintili Ali Atay fimi; Ölümlü Dünya

Ali Atay'ın İngiliz kara mizahından esintiler taşıdığı son filmi Ölümlü Dünya, standartların üstünde bir komedi filmi. Atay'ın kafasındaki -nihayet yapmak istediği- filmi yapmış olduğunu düşünüyorum.
Ölümlü Dünya, Atay'ın Limonata'sından sonraki ikinci uzun metrajlı filmi. Atay'ın iyi bir gözlemci olduğunu senaryoda diyaloglara yaptığı dokunuşlardan anlayabiliyoruz. Film görünürde Kadıköy Haydarpaşa'da kebabçı dükkanı işleten ancak bin yıldır bir gelenekle kiralık katillik yapan Anadolu Tat 1071 ailesinin hikâyesini anlatıyor. Karakterlerin her birinin absürtlükte zirvede olduğu filmde yer yer insanı gülmekten koparacak sekanslarda yer alıyor.

Atay'ın Ölümlü Dünyası, İngiliz kara mizahının bu topraklara uygun şekilde harmanlanmış hali gibi. Özellikle de Guy Ritchie'nin Lock Stock and Two Smoking Barrels filminden referanslar alan Ölümlü Dünya, Türk komedi filmleri arasında üst basamaklarda kendine yer bulacak bir yapım. Filmin açılış sekansı ile kullanılan kamera açıları da biraz Tarantino esintileri taşıyordu. Ancak senaryodaki titiz çalışma, Atay'ın -herkesçe eleştirilmiş ancak ben beğendim- iyi yönetmenliği seyirciyi filme karşı her zaman diri tutmayı başarıyor. Açıkçası Cem Yılmaz, Özkan Uğur, Mazhar Alanson, Ozan Güven ve Zafer Algöz beşlisine Ahmet Mümtaz Taylan, Sarp Apak, Ahmet Kul, Feyyaz Yiğit ve Doğu Demirkol iyi alternatif olmuş. Ayrıca filmin en ilginç karakterlerinden biri de Drive'daki Ryan Gosling esintili sürekli arabayı kullanan Özgür Emre Yıldırım'ın canlandırdığı Atakan karakteri. Temiz yüzünün altında gizli psikopatlığını taşıyan Atakan filmin en nevi şahsına münhasır karakterlerinden.
Ölümlü Dünya, Türk sinema tarihinde suç-komedi/absürt deneme türünde yerini alacak ve kendinden sonra gelen filmlerle hep kıyaslanacak bir yapım olacak. Ayrıca filmin finali -belki- ikincisinin de olabileceğinin sinyalini izleyiciye veriyor. Gelir mi, orasını bilemeyiz. Ancak Atay eğer ikinci filmi çekmek istiyorsa karşısında çok zeki bir kitle olacak ve onların beğenisini kazanması için de ilk filmden daha özenli çalışması gerekecek.

27 Temmuz 2018 Cuma

So far so good!

Buraya kadar bir sorun yok. Peki bundan sonrası?

Mathieu Kassovitz'in Le Haine'ndaki gibi. Silahlar çekilmiş. Birini kaybetmişsiniz ve atacağınız son mermi sizin de yaşamınızı etkileyecek. Ne yapardınız?

Aptal biri gibi silahı çekip karşınızdakini vurur muydunuz? Zaman geçiyor. Tik tak, tik tak, tik tak. Silahın ateşleme mekanizmasını çekiyorsun. Tik tak, tik tak. Zamanı durdurmak istiyorsun ama biliyorsun ki o zaman geçecek.
Ne kadar boğulacak gibi hissetsen de yaşanacaklara engel olamayacaksın. Silah ateş alacak. Kim ölecek? Sen mi, o mu?

4 Mayıs 2018 Cuma

The Purge üçlemesi

Purge üçlemesinin en soluk filmi. Senaryosunun yazıldığı dönem ABD Başkanlık seçimlerine denk geldiği için Trump'a yönelik olarak zorlama göndermeler de olsa Purge'ün son serisine 'vasat'tan öte yorum yapamıyorum.

Frank Grillo'nun as oyunculuğu bile filmi kurtarmaya yetmiyor.

O yüzden buralara gelip de bu yazıyı okuyorsanız Purge serisinin 2013 yapımı ilk filmini izleyip (The Purge), 'Arınma' macerasını orada noktalayabilirsiniz.

6 Nisan 2018 Cuma

The Shape of Water


Guillermo del Toro, 'as yönetmen'ler sınıfının en titiz temsilcilerinden. Soğuk savaş döneminde (1950'ler) Elisa adlı temizlikçi bir kadının hikâyesine odaklanan The Shape of Water, yeşil tonların ağırlığıyla dönemin soğukluğunu görsel sanatlarda verilen bir ders niteliğinde işliyor.

Hollywood nimetlerini sonuna kadar kullanan Del Toro, iyi-kötü gibi ahlaki unsurların ayrımını da net biçimde anlatıyor.
Epik anlatım tarzıyla izleyiciyi sıkmayan bir tempoda ilerleyen film, etkileyici görselliği, mekân çekimlerindeki olağanüstü incelikteki detaylar, klişeye başvurup Hollywood'a sunulacağı için katharsis (duygusal boşalım) bir finalle son bulsa da Del Toro, kendi kurduğu dünyayı izleyiciye net olarak yansıtmayı başarmış. (Ödülünü de 4 Oscar heykelciği ile aldı)

Del Toro, dönem filmi yapmayı seviyor. Pan'ın Labirenti'nde İspanya İç Savaşı'nı epik bir anlatımla izleyeciye sunan yönetmen, benzerini The Shape of Water'da da uyguluyor. Ancak Pan'ın Labirenti'ndeki eleştirel politik alt metinleri bu filmde bulabilmek çok zor.

Velhasıl, The Shape of Water, "başyapıt" olmasa da kült filmler arasındaki yerini çoktan almış durumda.

4 Nisan 2018 Çarşamba

İyi bir alternatif seyirlik; Güneşli Pazartesiler


Önemli olan bizim Tanrı’ya inanıp inanmadığımız değildir. Önemli olan Tanrı’nın bize inanıp inanmadığıdır. Eğer inanmıyorsa hapı yuttuk demektir.

Güneşli Pazartesiler, politik alt metninin dolu olduğu, 6 liman işçisinin hayatını konu alan İspanyol filmi.  İspanya'nın auteur yönetmenlerinden Fernando Leon de Aranoa'nın kamera arkasında olduğu filmde, "başkasının hayallerini gerçekleştirmek için çalışan" insanların öyküsü, karakterlerin derine inen ruhsal analizleriyle işleniyor.

Diyalog ağırlıklı filmde, Brit sinemasından alışık olduğumuz bar sekansları Güneşli Pazartesiler'de de klişe mekân konumunda. Merkezi diyalogların barda (barın ismi  La Navarra Bar) geçtiği uzun ve edebi metin hassasiyetinde yazılan metinlerin dile getirildiği bu yer, tüm karakterlerin buluşup, birbirlerine sorunlarını anlattıkları, adeta kaçış noktası.
Filmin oyuncu kadrosunda, sonraki yıllarda İspanyol sinemasının öncü aktörlerini oluşturacak Javier Bardem, Luis Tosar gibi isimler yer alıyor.

Durağan yapısı zaman zaman filmden kopmalara, izleyicinin dikkatini başka yönlere vermesine sebep olsa da filmin barındırdığı politik göndermeler, şiirsel anlatım, kullanılan renkler sayesinde film bittiğinde filme karşı tatlı bir tebessüm de bulunabiliyoruz.

Santa, Jose, Lino, Amador, Reina, Rico ve Sergei isimleri üzerinden sadece Vigo'da yaşayan bu karakterlerin sorunu değil, bizim gibi birçok insanın ortak sorunları/dertleri anlatılıyor. Sözün kısası, Güneşli Pazartesiler, iyi bir alternatif seyirlik.

Güneşli Pazartesiler, asıl 'Kaybedenlerin' anlatıldığı bir film. Bizdeki gibi Kadıköy bohemliğinde 'sahte kaybeden" değiller.

28 Mart 2018 Çarşamba

Hedonutopia


Godard hassasiyetinde bir klip.  Hellen mimarisi kadar güzel sözler.

Hedonutopia, naif, bünyeyi yormayan müzikleriyle o kadar iyi hissettiriyor ki.

Sofar İstanbul'un velinimetleri kendileri.

Hedonutopia, haz anlamına gelen Hedonistan kelimesinden geliyor. Daha sonra grup üyeleri isim olarak Hedonutopia olsun diye karar veriyorlar.

"Harp tarihi ile ne ilgisi var?" demeyin; Hedonutopia'nın mistik şarkıları ile okunan makaleler, kitaplar daha da güzelleşiyor.