15 Aralık 2018 Cumartesi

8 Aralık 2018 Cumartesi

Hair and Skin

Mazzy Star, 1989'da California'nın en güzel kadınlarından Hope Sandoval ile David Roback tarafından kuruldu. Hâlâ daha da müzik yapmayı sürdürüyorlar. Oldschool kültürü sevdikleri için  extended play olarak kaydettikleri Still albümüyle (2018'de yayımlandı) ABD'de unutturdukları isimlerini yeniden hafızalara kazıdılar.

Benim bahsetmek istediğim kariyerleri değil. Hair and Skin adlı güzellikleri.

Şarkının orjinali Green and Red grubuna ait olsa da daha çok Mazzy Star ile özdeleşti. Hair and Skin, doğası gereği hüzünlüdür. Aralık ayında Berlin'de geçirilen bir gece kadar soğuktur şarkı. Güzel bir kadının sizi, tanımadığınız bir yere daveti kadar cüretkârdır.

Karmaşık duyguları (sevinçli- hüzünlü, durgun-heyecanlı) bir arada hissettiren ender şarkılardan.

Bir hastalık adı olsaydı eğer bu şarkının, obsesis kompulsif bozukluk derdim.

2 Ekim 2018 Salı

Hold the Dark

Türk mitolojisinde olduğu kadar dünya sinemasının da en çok kullandığı öğelerden olan Kurt metaforu Jeremy Saulnier tarafından Hold the Dark'da dibine kadar kullanılıyor.

Netflix'in tükenmek bilmeyen kaynaklarının sınırsızca kullanıldığı filmde, izleyici doğa ile bütünleşiyor. Türkiye'den Nuri Bilge Ceylan sinemasını andıran plan-sekansları ile Alaska'nın vahşi ve soğuk havasını iliklerimize kadar hissediyoruz.

Şamanistik göndermeleri, yavaş yavaş artan gerilim dozu, kasabalıların özgün hayatları, Tarantinovari bol kan sekansları, kurt maskeleri, soğuk renk kullanımı ile filmin izleyici üzerindeki etkileyiciliği de artıyor.

Biliyorum, artık bu ortamlarda bir şeyler okumak sizleri yoruyor. O yüzden sizi çok yormamak adına Hold the Dark için orta kalitede bir film diyeceğim.

Nihayetinde vasat ancak özverili oyunculuk performansları için izlenmesi gereken bir yapım.

28 Eylül 2018 Cuma

Still Corner'u neden sevmeliyiz?


Ennio Morricone'nun simetrik sesleri, göz kamaştırıcı 80'ler synth pop'u.

Greg Hughes ile Tessa Murray'nin birlikteliği ile kurulan Still Corners, tadı damakta kalan bir yemek gibi. Ennio Morricone'nun simetrik sesleri, göz kamaştırıcı 80'ler synth pop'u ve biraz da Londra'nın kasvetli havasıyla dört başı mamur bir grup.

Still Corner vücudu teskin ediyor. Dinlendiriyor. Güzel bir filmden sonra bünyede bırakılan naif bir etki gibi.

Still Coner uzun süre vazgeçilemeyen bir alışkanlık, bitmeyen yolda olma hissi...

Kendilerini çok seveceksiniz...

4 Eylül 2018 Salı

I, Tonya

1980'ler Amerikası. Her şey, herkes olabildiğince cinsiyetçi. Ronald Reagan'ın politiklarınca dayatılan Amerikan yaşam tarzı, Amerikan aile formu gibi prensiplerine uymayan bir kadın.

İlişkilerinde, aile yaşantısında çatışma halinde olsa da o, çok başarılı bir buz pateni sporcusu.

I, Tonya, buz pateni sporcusu Tonya Harding'in gerçek hayatını beyazperdeye taşıyan biyografi türünde bir belgesel. Gerçek hikâyeden yola çıkan senaryosu, Amerikan kültürünü eleştiren yapısıyla son derece sağlam bir film.
İzlerken bazen filmden kopabiliyorsunuz ancak Tonya'yı canlandıran Margot Robbie ile annesi rolünde izlediğimiz Julianne Nicholson'ın şahane oyunculuğu filmi tek başlarına sırtlamaya yetiyor.

Beni en etkileyen sahne Tonya'nın hâkime kendisini hapse atması için yalvardığı sekans oldu. Tat kaçırmamak adına I, Tonya'yı izlemenizi tavsiye ederim.

31 Ağustos 2018 Cuma

Sıkı Aynasızlar (Hot Fuzz)

İlk uzun metrajlı filmin Shaun of the Dead ile (Zombilerin Şafağı) Londra sınırlarını aşan yönetmen Edgar Wright'ın ikinci filmi olan Hot Fuzz (Sıkı Aynasızlar) tipik bir İngiliz kara komedisi. Absürt olaylar etrafında toplanan senaryosu, dinamik kurgusu ve hareketli plan-sekanslarla izleyicinin seyir zevkini bir an bile düşürmeyen bir yapım.
Simon Pegg'e Nick Frost'un eşlik ettiği filmin kamera renkleri de İngiltere'nin kasvetli havasından izler barındırıyor. Ayrıca Sandford şehrinin gerçekliğini korumuş Ortaçağ havası, Wright'ın sinematografisiyle oldukça iyi değerlendirilmiş.

Filmde, Bad Boys ile Kathryn Bigelow'ın Point Break'ine yapılan göndermeler, küçük detaylara dikkat eden izleyicilerin hoşua gidecektir.
Ayrıca, Cate Blanchett ile Peter Jackson'ın hoş sürprizler yapacağı film, İngiliz sinemasının kendine has mizahıyla iyi bir seyirlik vaat ediyor...

8 Ağustos 2018 Çarşamba

Guy Ritchie esintili Ali Atay fimi; Ölümlü Dünya

Ali Atay'ın İngiliz kara mizahından esintiler taşıdığı son filmi Ölümlü Dünya, standartların üstünde bir komedi filmi. Atay'ın kafasındaki -nihayet yapmak istediği- filmi yapmış olduğunu düşünüyorum.
Ölümlü Dünya, Atay'ın Limonata'sından sonraki ikinci uzun metrajlı filmi. Atay'ın iyi bir gözlemci olduğunu senaryoda diyaloglara yaptığı dokunuşlardan anlayabiliyoruz. Film görünürde Kadıköy Haydarpaşa'da kebabçı dükkanı işleten ancak bin yıldır bir gelenekle kiralık katillik yapan Anadolu Tat 1071 ailesinin hikâyesini anlatıyor. Karakterlerin her birinin absürtlükte zirvede olduğu filmde yer yer insanı gülmekten koparacak sekanslarda yer alıyor.

Atay'ın Ölümlü Dünyası, İngiliz kara mizahının bu topraklara uygun şekilde harmanlanmış hali gibi. Özellikle de Guy Ritchie'nin Lock Stock and Two Smoking Barrels filminden referanslar alan Ölümlü Dünya, Türk komedi filmleri arasında üst basamaklarda kendine yer bulacak bir yapım. Filmin açılış sekansı ile kullanılan kamera açıları da biraz Tarantino esintileri taşıyordu. Ancak senaryodaki titiz çalışma, Atay'ın -herkesçe eleştirilmiş ancak ben beğendim- iyi yönetmenliği seyirciyi filme karşı her zaman diri tutmayı başarıyor. Açıkçası Cem Yılmaz, Özkan Uğur, Mazhar Alanson, Ozan Güven ve Zafer Algöz beşlisine Ahmet Mümtaz Taylan, Sarp Apak, Ahmet Kul, Feyyaz Yiğit ve Doğu Demirkol iyi alternatif olmuş. Ayrıca filmin en ilginç karakterlerinden biri de Drive'daki Ryan Gosling esintili sürekli arabayı kullanan Özgür Emre Yıldırım'ın canlandırdığı Atakan karakteri. Temiz yüzünün altında gizli psikopatlığını taşıyan Atakan filmin en nevi şahsına münhasır karakterlerinden.
Ölümlü Dünya, Türk sinema tarihinde suç-komedi/absürt deneme türünde yerini alacak ve kendinden sonra gelen filmlerle hep kıyaslanacak bir yapım olacak. Ayrıca filmin finali -belki- ikincisinin de olabileceğinin sinyalini izleyiciye veriyor. Gelir mi, orasını bilemeyiz. Ancak Atay eğer ikinci filmi çekmek istiyorsa karşısında çok zeki bir kitle olacak ve onların beğenisini kazanması için de ilk filmden daha özenli çalışması gerekecek.