Sovyet Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sovyet Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2019 Cumartesi

Sovyet Sineması'nın "Morfin Tinktürü"; Andrei Tarkovsky #1


Rus edebiyatı için Maksim Gorki neyse, Sovyet sineması için de Andrei Tarkovsky odur.

Tarkovsky'nin Zerkalo/Ayna'sı, Gorki'nin Benim Üniversitelerim'in yansımasıdır.

Gorki'nin betimlemeleri, Tarkovsky'nin pitoresk kamera açılarıdır.

Ancak ikisinin ayrıldığı keskin bir ayrım vardı. Gorki, Stalinisttir ve Sovyet sistemini kesin dille hiçbir zaman eleştirmemiştir. Tarkovsky dönemin hükümeti tarafından "zararlı", "rejime düşman" ilan edilmiştir. Bu yüzden de ölümü münevverlerin sığınma yeri olan Paris'te olmuştur...

Ömrü boyunca KGB tarafından izlemmiştir. Ayna filminin dağıtımı konusuna Goskino'nun tüm engellemelerine karşı durmuş, filmini Cannes'a kadar götürmüştür. (Goskino, Sovyetler Birliği Sinema Yarkurulu. Dönemin sinemadan sorumlu en yüksek devlet organı)

Doğduğu toprakların insanları onu her ne kadar Sovyetlerin yıkılışından sonra tanısa da Tarkovsky, Berlin, Amsterdam, Paris gibi kültür başkentlerinde hep en üst protokollerde ağırlanmıştır.

Amerikan yapımı B-Movie filmlere alışmış nesil elbette sevmez dahi yönetmeni. Natüralisttir Tarkovsky. Rüzgâr, alev, kuş sesleri, uğultu filmlerinde capcanlı yansır seslere. Ayna filmi de buna en güzel örnektir.
1961 yılında çekilen İvan'ın Çocukluğu, Tarkovsky'nin ilk uzun metrafjlı filmidir. Filmin çekimleri 2 ay sürmüş, 2,5 milyon rubleye mal olmuştur. Tarkovsky, filmin montajını 2 ayda yaptığını söylemiştir. İvan'ın Çocukluğu, Sovyet sinemasının Avrupa'daki bir festivalde ilk kez gösterildiği film olmuştur.

İvan'ın Çocukluğu
'nda, Sovyet Rusya'yı çok derinden etkileyen II. Dünya Savaşı'ndan ilham alan Tarkovsky, filmde savaşa karşı duyduğu nefreti aktarmıştır. Bunun içinde çocuk mefhumunu ön plana çıkarmıştır. Çünkü ona göre çocukluk, savaşla en çok çelişen bir kavramdı.


Tarkovsky'nin ikinci uzun metrajlı filmi epizodik (bir filmde birbirinden bağımsız parçalardan meydana gelen) bir anlatıma sahip 182 dakikalık resitali, Andrei Rublev. 15. yüzyıl Rusya'sında geçen film, kilise görevlisi ancak ressam, ikona, duvar freski sanatçısı kimliğiyle ön plana çıkan Ortodoks bir papazın hayatını irdeliyor.

Dahi olarak gördüğü Rublev hakkında Tarkovsky, elinde az bilgi olduğu için karakteri yaratırken oldukça özgür davrandığını söylemiştir. Tarkosky filminde, Rublev'in sanatıyla yüksek ahlâki değer yarattığını, Tatarlar'ın zulmünü ve kaotik Rusya'nın durumunu ince ince irdeleyerek anlatmıştır.

Andrei Rublev, gösterildiği Cannes Film Festivali'ne damga vurmuştur. Ancak filmin bu şöhreti Moskova'daki yöneticileri memnun etmeyecekti. Tarkovsky'nin suyu ısınıyordu...

1967 yılının Ocak ayına gelinmişti. Tarkovsky bu dönemde Polonyalı yazar Stanislav Lem'in Solaris isimli bilimkurgu romanı üzerine çalışıyordu. Senaryo üzerinde Andrey Konçalovski ile birlikte çalışan Tarkovsky, senaryosunu Sovyet Sanat Kurulu'na teslim ettiğinde Andrei Rublev'in yankıları hâlâ sürüyordu. Tarkovsy Fransız film eleştirmeni Michel Ciment'e 1969 yılında verdiği söyleşide filmin manşetini de söylüyordu: "Solaris'te toplumsal sorunlar bulunmuyor. Ahlâk ile bilgi arasındaki ilişkiye eğiliyor"

Tarkovsky sinemasını seven biri bilir ki, atlar özel bir dramaturjiyi simgeler. Tarkovsy'e göre atlar yaşamı simgelemektedir ve Rus kültüründe de önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden de Andrei Rublev'in finalinde atlar önemli bir imgedir.
Yine aynı filmdeki bir başka dikkat çekici özellikte hiçbir şekilde gökyüzünün görülmemesidir. Andrei Rublev'in tüm planlarında gökyüzü gösterilmezken toprak seyircinin neredeyse gözüne sokulacak şekilde belirgin gösterilmiştir.  "Benim her zaman her şeyden çok ilgimi çeken şey toprak olmuştur. Topraktan çıkan ya da toprak üzerinde yetişen her şeyin serpilip büyüme süreci beni büyülüyor, ağaçlar, çimenler... Göğe doğru yükselen her şey... İşte bu yüzden filmimizde gökyüzü topraktan doğan, toprak üzerinde yetişen her şeyin yükseldiği bir boşluk olarak görülüyor. Bana göre gökyüzünün kendi içinde ve kendi başında sembolik bir anlamı yoktur"

Kaynak tavsiyesi:

Mühürlenmiş Zaman, Andrey Tarkovsky, Agora Kitaplığı

Şiirsel Sinema Andrey Tarkovsky, Derleyen: John Gianvito, Agora Kitaplığı

Büyülü Fener, Ingmar Bergman, Agora Kitaplığı

Kayıp Umudun İzinde Andrey Tarkovski Sineması, Babek Ahmedi, Küre Yayınları

21 Eylül 2017 Perşembe

İvan'ın çocukluğu

Andrei Tarkovsky iftiharla sunar. 

Klasik tam olarak bir Tarkovsky filmi. Ne çok fazla ne de çok az. Makarnayı çok pişirince tadı sertleşip o mahsül ölür ya, Tarkovsky de siyasi mesajlarını, vermek istediği alt metni tam dozunda tutuyor İvan'ın Çocukluğu ( Ivanovo Detstvo) filminde.

Tarkovsky filmleri polaroid renkler, dinamik kamera görüntüleri, kapı gıcırtıları, doğanın saf sesinin muntazam şekilde kullanılmasıyla beni her zaman ürpertmiştir. Sanki dram değil de sürekli olarak gerilim filmi izliyormuşum hissiyatı yaratıyor.

Tarkovsky filmlerini okumak

Tarkovsky, filmlerini okumak kolay değildir. Batı her ne kadar onu uzun bir süre reddetse de 1990'lı yılların başından itibaren, François Ozon, Louis Malle gibi yönetmenlerin de eğitim gördüğü film okulu La Femis de, 'Sinemaya Temel Giriş' dersinde 'en değerli yönetmenler' kategorisindeki anlatıldı.

Biz de onun filmlerini kronolojik olarak anlatacağız size.
Tarkovsky'nin ilk uzun metrajlı filmi, bilinçaltı, rüya gibi kavramların ön planda olduğu ve 'küçük binbaşı'nın hayatının anlatıldığı 'İvan'ın Çocukluğu' filmi. Sinema eleştirmenlerine göre, filmin ilk 5 dakikası sinematografiye giriş dersi niteliğinde. Omuz hizası çekimler, kesme teknikleri, dönemin imkânları çerçevesinde kameranın dinamik kullanılması Tarkovsky'nin teknik dehasını en iyi şekilde göstermektedir. Filmlerinde senaryoya verdiği katkılar da onun keskin zekasına işarettir.

Deha yönetmen,  Ivan'ın Çocukluğu'nda kanatlanıp da uçamayan tavuğu 'felaket'in habercisi olarak göstermiştir. Çünkü tavuk bulunduğu yerden kaçmak istemektedir ancak elindeki imkânlar buna izin verememektedir. Tıpkı, Almanların Barbarossa Harekâtı ile Rusya'nın yüzlerce kilometre içine girerek yaptıkları operasyonda kaçamayan Rus köylüleri gibi. Burada kanatlanıp da uçamayan tavuk, Sovyetlerin (her ne kadar 3.5 senelik mücadele sonucunda galip çıksalar da ) II. Dünya Savaşı'nda yaşadığı trajediye işaret etmektedir. Tarkovsky'nin savaş eleştirisi bu şekildedir.

Rüya ve bilinçaltının neredeyse her filmde izleyicinin gözüne sokulması  Tarkovsky dehasının totaliter baskıya yaptığı göndermedir. Filmdeki imge, hareket halindeyken sürekli rejimin baskısı altındadır. Kendini tek özgür hissettiği an başını yastığa koyduğu zamandır. Bu yüzden rüya ve bilinçaltı kavramı Tarkovsky'de çok önemlidir. Zira filmlerindeki bu politik göndermelerden dolayı Sovyetler'de 'istenmeye adam' ilan edilecekti.

Ivan'ın Çocukluğu, izlemesi zor filmdir. Ancak sinemayı seven ve bu alanda bir şeyler yapmak isteyenler için de ilham vericidir.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Yönetmen ama fotoğraf dehası da; Andrei Tarkovsky

Polaroid çekimlerin üstadı.  Öldüğü gün Cemal Süreya geldi akıllara. Turgut Uyar için söylediği "Öldüğü gün hepimizi işten attılar." sözünü, sinema dünyası Andrei Tarkovsky için sahiplendi.

Yazması için,  iki daktilo yeterdi. İki taneye ihtiyacı vardı çünkü birisinde denemelerini yazıyordu, diğerinde de sinema senaryolarını. Bazen denemeleriyle sinema yazılarını birleştirerek ortaya muntazam işler çıkardı. Tıpkı 1970'daki Stalker'ı gibi.

Yönetmen titri olduğu kadar nevi şahsına münhasır bir fotoğrafçı da kendisi.
Tarkovsky'nin filmleri, kullandığı renkler ile birlikte doğal çekim tekniklerinden dolayı peri masalı havasındadır. Bazen bulanıktır, bazen de suluboya ile yapılmış bir tabloyu andırır. Oğlu, Andrey'e göre baba Tarkovsky'nin hayatında yaşadığı en heyecanlı an polaroid fotoğraf makinesini keşfettiği zamandı.
Çarlık döneminde önce Rus edebiyatı nasıl ki Rusların medarı iftiharı olmuşsa, Tarkovsyk'i de II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler'in en çok referans gösterilen ve övgü alan şahsiyetlerinden biri olmuştu.

İsveç'in devrimci oyun yazarı ve yönetmeni Ingmar Bergman, onu "En büyük" olarak nitelendirmişti.  Danimarkalı yönetmen Lars Von Trier, Deccal filmini kendisine ithaf etmişti. Trier, daha da iddialı yorum yaparak Tarkovsky'nin kendisinin 'Tanrı'sı olduğunu söylemişti:

"It’s the closest I’ve got to a religion – to me he is "
Tarkovsky, Sovyet ideolojisine muhalif her aydın gibi 1986'da 54 yaşında sürgünde öldü. Kimilerine göre de o öldürüldü. Mezarı, bana göre 'sürgünlerin yuva'sı kabul ettiğim Paris'tedir. Genevieve mezarlığında Tarkovsky'i ziyaret edebilmek mümkündür. Mezarı Rus heykeltraş Ernst Neizvestny tarafından yapılmıştır.

Tarkovsky üzerine yazacağımız çok yazı olacak. Burada şimdilik virgül koyalım...