Beyaz Rusya'nın (Belarus) ikonik yönetmeni Darya Zhuk'un yarı otobiyografik filmi Billur Kuğu, klişe anlamıyla Amerikan Rüyası hayaliyle genç bir kadının hayatını değiştirme arzusunda yaşadığı kaos dolu birkaç gününü anlatıyor.
Belarus'un 2019 yılı Oscar adaylığına da seçilen film, eski-yeni kuşak çatışmalarını da irdeliyor. Sovyet rejimininin çürümüşlüğünü soğuk renklerle anlatmayı tercih eden Zhuk, sosyolojik olarak da "açlıkten ölmemenin refah sayıldığı" toplumu eleştirel bir dil ile anlatıyor.
Kırsal-kentsel kesimin çatışmasını net ve rahatsız edici çizgilerle anlatan Zhuk, ataerkil toplumu, eril şiddeti gerçekçi şekilde yansıtıyor.
Sinematografik olarak renkli ama bir o kadar soğuk bir film Billur Kuğu. Kaçırmamanızı öneririm.
17 Temmuz 2020 Cuma
Oiktos
"Yunan Tuhaf Dalgası"nın yeni dönem temsilcilerinden Babis Makridis'in Sundance'ta yarışan filmi "Oiktos", mutsuzluğundan haz duyan, kaosa bağımlı, acınma ihtiyacı duyan orta sınıfı temsil eden bir adamın hikâyesine odaklanıyor.
Çocukluğunda sevgiye, şefkate muhtaç büyüyen bir kişilik görüyoruz karşımızda. Annenin olmadığı bir ailede baba-oğul ilişkisini dolaylı bir şekilde anlatmayı tercih eden Makridis, çocuğunun çok güzel piyano çalmasını kıskanan baş karakter babanın psikolojisini çok ustaca işliyor.
Hayatındaki tek motivasyon kaynağı acı/trajedi olan baş karakterimizin tek isteği mutsuz olmak. Daha mutsuz olmak. Karısının meme kanserinden ölmesini istediği, çocuğunun başarılarından rahatasızlık duyması, çevresindeki tek avuntu kaynağının insanlara ona acıma duygusu olması ve Makridis'in görüntülerini ustalıkla yansıtması filmi çok üst seviyelere taşıyor. Gerçekten daha önce şahit olmadığınız bir senaryo izliyorsunuz.
Hayatındaki tek motivasyon kaynağı acı/trajedi olan baş karakterimizin tek isteği mutsuz olmak. Daha mutsuz olmak. Karısının meme kanserinden ölmesini istediği, çocuğunun başarılarından rahatasızlık duyması, çevresindeki tek avuntu kaynağının insanlara ona acıma duygusu olması ve Makridis'in görüntülerini ustalıkla yansıtması filmi çok üst seviyelere taşıyor. Gerçekten daha önce şahit olmadığınız bir senaryo izliyorsunuz.
İronik yaklaşımlı finaliyle hafızalara kazınacak bir film Oiktos. Son yılların en iyi kara komedi örneklerinden....
9 Mayıs 2020 Cumartesi
Post Sovyet Sineması örneği; Bir Rus Askeri
I. Dünya Savaşı'nda cephedeki Rus askerlerini, ün ve madalya hayallerinde olan basit bir köy çocuğu üzerinden anlatan "Bir Rus Askeri", yönetmen Alexander Zolotukhin'in kamerasıyla bambaşka ufuklar açacak cinsten.
Savaşa madalya alabilmek amacıyla katılan, savaşma azmiyle dolu olan Nazarka'nın hayatı henüz ilk çarpışmada görme yeteneğini kaybetmesiyle değişecektir. Filmde, bitik bir Rus ordunu çok iyi tasvir eden Zolotukhin'in eseri, sonraki yıllarda Rus sinemasına dönem filmi çekmek isteyen sinemacılara örnek teşkil edecek...
Sakınan Göze Batanlar
Filmin çekildiği dönemi çok iyi tasvir ettiğini özellikle belirtmeliyiz. 1914 ile 1917 arası dönemde, Birinci Dünya Savaşı'na giren Rusya aslında büyük bir devrimin nüvesini taşıyordu. Savaşın getirdiği yüklerden dolayı Rus halkı yokluk çekiyordu. Köylünün, orta sınıfın, günlük çalışan amelinin tek bir isteği vardı; "Ekmek" ve "Barış"
Savaşa madalya alabilmek amacıyla katılan, savaşma azmiyle dolu olan Nazarka'nın hayatı henüz ilk çarpışmada görme yeteneğini kaybetmesiyle değişecektir. Filmde, bitik bir Rus ordunu çok iyi tasvir eden Zolotukhin'in eseri, sonraki yıllarda Rus sinemasına dönem filmi çekmek isteyen sinemacılara örnek teşkil edecek...
Sakınan Göze Batanlar
Filmin çekildiği dönemi çok iyi tasvir ettiğini özellikle belirtmeliyiz. 1914 ile 1917 arası dönemde, Birinci Dünya Savaşı'na giren Rusya aslında büyük bir devrimin nüvesini taşıyordu. Savaşın getirdiği yüklerden dolayı Rus halkı yokluk çekiyordu. Köylünün, orta sınıfın, günlük çalışan amelinin tek bir isteği vardı; "Ekmek" ve "Barış"
Filmin yoğun atmosferinden yaklaşan devrimin de kokusunu alabiliyoruz.
2 Mayıs 2020 Cumartesi
Hollywood'dan esinle Fransız soslu Kara Film; "Le Doulos"
Tür sinemasının ikonik yönetmeni, Jean Pierre Melville'in, Hollywood'dan esinlenerek meydana getirdiği "Le Doulos" (Unutulmazlar), yönetmenin filmografisindeki en etkileyici kara film seçkilerinden.
ABD'li yönetmen Quentin Tarantino'yu da en çok etkileyen isimlerden olan Melville, bu filminde bir soygun hikâyesini odağına alıyor.
Nicolas Hayer'in etkileyici sinematografisiyle göz dolduran film, sakınan göze batan etkisinde de gereksiz bazı sekanslar barındırıyor. (Belmondo'nun kadına şiddet gösterdiği sekasn birçok sinema eleştirmenince de gereksiz olarak kabul edildi)
İntikam, ihanet gibi tüm kara film klişelerini barındıran Unutulmazlar'ın açılış sekansı da unutulmayacak cinsten bir sinema dersi niteliğinde.
ABD'li yönetmen Quentin Tarantino'yu da en çok etkileyen isimlerden olan Melville, bu filminde bir soygun hikâyesini odağına alıyor.
Nicolas Hayer'in etkileyici sinematografisiyle göz dolduran film, sakınan göze batan etkisinde de gereksiz bazı sekanslar barındırıyor. (Belmondo'nun kadına şiddet gösterdiği sekasn birçok sinema eleştirmenince de gereksiz olarak kabul edildi)
İntikam, ihanet gibi tüm kara film klişelerini barındıran Unutulmazlar'ın açılış sekansı da unutulmayacak cinsten bir sinema dersi niteliğinde.
26 Nisan 2020 Pazar
Peeping Tom / Kadın Katili
"Ses çıkarmadan yürüyen bir adamdan hoşlanmam"
İngiliz yönetmen Michael Powell'ın kariyerini yok eden filmi Peeping Tom (Kadın Katili), röntgenciliği konu edinen sinemadaki korku/gerilim türünün ilk "Slasher" temsillerinden. 1960 yılında yayınlandığı Birleşik Krallık'ta uyandırdığı kamuoyu hassasiyetinden dolayı 5 gün sonra hükümet tarafından gösterimden kaldırılan film, günümüzde hâlâ sinemaya dair cesur sorgulamalarıyla güncelliğini koruyabiliyor.
Masum kadınları ve kurban olarak seçtiği seks işçilerinin ölümlerini, korku konulu belgeseline dahil etmek isteyen psikozlu bir kamera asistanı Mark Lewis'i odağına alarak anlatan film, sinemanın psikolojiden en çok beslendiği çocukluk travmalarını ön plana çıkarıyor.
Hülasa, genç bir sinemacının kadınların korkularının üzerinden ölümlerini belgeleme isteği üzerine kurulu Peeping Tom.
Lewis'in çocukluk travmalarının sonucu olarak yetişkinliğinde ortaya çıkan ölümcül intikam duygusunun sert bir şekilde aktarıldığı film, konusu ve sinematografisiyle 1970'lerdeki İtalyan "Slasher" sinemacıları da oldukça etkileyecekti.
Alfred Hitchcock'un Psycho'yla aynı yıl gösterime girdi. Peeping Tom'un ayırıcı özelliği gerilim türünden çok alt yapısının trajedi barındırmasıydı.
İngiliz yönetmen Michael Powell'ın kariyerini yok eden filmi Peeping Tom (Kadın Katili), röntgenciliği konu edinen sinemadaki korku/gerilim türünün ilk "Slasher" temsillerinden. 1960 yılında yayınlandığı Birleşik Krallık'ta uyandırdığı kamuoyu hassasiyetinden dolayı 5 gün sonra hükümet tarafından gösterimden kaldırılan film, günümüzde hâlâ sinemaya dair cesur sorgulamalarıyla güncelliğini koruyabiliyor.
Masum kadınları ve kurban olarak seçtiği seks işçilerinin ölümlerini, korku konulu belgeseline dahil etmek isteyen psikozlu bir kamera asistanı Mark Lewis'i odağına alarak anlatan film, sinemanın psikolojiden en çok beslendiği çocukluk travmalarını ön plana çıkarıyor.
Hülasa, genç bir sinemacının kadınların korkularının üzerinden ölümlerini belgeleme isteği üzerine kurulu Peeping Tom.
Lewis'in çocukluk travmalarının sonucu olarak yetişkinliğinde ortaya çıkan ölümcül intikam duygusunun sert bir şekilde aktarıldığı film, konusu ve sinematografisiyle 1970'lerdeki İtalyan "Slasher" sinemacıları da oldukça etkileyecekti.
Alfred Hitchcock'un Psycho'yla aynı yıl gösterime girdi. Peeping Tom'un ayırıcı özelliği gerilim türünden çok alt yapısının trajedi barındırmasıydı.
Stanley Kubrick'in Otomatik Portakal'ının Pepping Tom'un yanında ilkokul üçüncü sınıf münazarası olarak kaldığını da hatırlatalım.
Sezar'ın Hakkı Sezar'a çok geç teslim edildi. Pepping Tom, yayınlandıktan tam 50 yıl sonra hak ettiği değeri gördü belki de. 2010 yılında İngiliz sinema otoritelerince son yüz yılın en tehlikeli 25 filmi içerisinde gösterildi.
2 Nisan 2020 Perşembe
A Cure for Welness; Zindan Adası göstergeli "Yaşam Kürü"
Halka, Meksikalı, The Lone Langer ve Karayip Korsanları filmiyle tanıdığımız Amerikan sinemasının yaratıcı yönetmenlerinden Gore Vervbinski'nin son filmi A Curw for Welness, İsviçre Alplerinin tepesindeki bir tedavi merkezinde saklı büyük bir sırrı odağına alıyor.
Etkiletici sinematografisiyle Martin Scorsese'nin Shutter Island'ını akla getiren filmde, A Clockwork Orange'ın sinir bozucu "göz" sekansı ile Yunanistan sinemasının son zamanlarda yetiştirdiği en önemli yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos'un Dogtooth filmindeki rahatsız edici diş sekansını hatıra getiren "Diş" sahnesine benzer sahnelerin olduğu çekimler de oldukça etkileyici.
Etkiletici sinematografisiyle Martin Scorsese'nin Shutter Island'ını akla getiren filmde, A Clockwork Orange'ın sinir bozucu "göz" sekansı ile Yunanistan sinemasının son zamanlarda yetiştirdiği en önemli yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos'un Dogtooth filmindeki rahatsız edici diş sekansını hatıra getiren "Diş" sahnesine benzer sahnelerin olduğu çekimler de oldukça etkileyici.
I. Dünya Savaşı'nda Alman ordusunca hastane olarak kullanılan sanatoryumun etkileyici atmosferi Gore Verbinski'nin özenli görselliğiyle muazzam kareler izlettiriyor bize. Filmin çekildiği mekanlarda Adolf Hitler'in de cephede yaralandıktan sonra burada tedavi gördüğünü de hatırlatalım.
Almanya'nın Stutgart ilçesindeki Hohenzollern Kalesi, çekimler için 9 gün kapatıldı. Verbinski yoğun bir çalışma ile kaledeki tüm çekimleri 9 günde bitirmeyi başardı. Oyuncuların bu kadar hızlı çekim temposunda gösterdiği başarılı performans takdire şayan gerçekten. Hikâye her ne kadar İsviçre'de geçse de filmin tüm sahneleri Almanya'da çekildi.
Almanya'nın desteğinde çekilen filmin müzikleri için başta Hans Zimmer'dan söz alınsa da Christopher Nolan'ın araya girmesi ile ünlü besteci Dunkirk filmine odaklanması gerektiğini söyleyerek filmin müziklerini yapmaktan vazgeçti.
Almanya'nın desteğinde çekilen filmin müzikleri için başta Hans Zimmer'dan söz alınsa da Christopher Nolan'ın araya girmesi ile ünlü besteci Dunkirk filmine odaklanması gerektiğini söyleyerek filmin müziklerini yapmaktan vazgeçti.
Filmin klostrofobik atmosferine uygun müziklerin hepsi Benjamin Wallfisch'ın elinden çıkma.
Filmin afişinde de yer alan ve korku öğesi olarak kullanılan yılan balığı, Avrupa Yılan Balığı'dır ve türünün yok olma tehlikesi nedeniyle koruma altındadır. Sanatoryumda insanların boğazından vücutlarına zerk edilmesinin sebebi de, bu balıkların çok küçük bir ortamda dahi yıllarca yaşayabilme özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ortaçağ gotik hikâyelerinde bu balıklar için yüzyıllarca ömür biçilmiştir.
Filmin afişinde de yer alan ve korku öğesi olarak kullanılan yılan balığı, Avrupa Yılan Balığı'dır ve türünün yok olma tehlikesi nedeniyle koruma altındadır. Sanatoryumda insanların boğazından vücutlarına zerk edilmesinin sebebi de, bu balıkların çok küçük bir ortamda dahi yıllarca yaşayabilme özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ortaçağ gotik hikâyelerinde bu balıklar için yüzyıllarca ömür biçilmiştir.
Bu arada küçük bir bilgi daha verelim. Filmin esinlendiği baron hikâyesi 16. ve 17. yüzyılda İsviçre'deki gerçek hikâyelerden yola çıkılarak oluşturuldu.
Hülasa, filmi dikkatli izleyenler için final sekansında büyük bir sürpriz var....
Hülasa, filmi dikkatli izleyenler için final sekansında büyük bir sürpriz var....
3 Mart 2020 Salı
Alman ne çekse izlenir; Kreuzweg
2014 yılının Berlinale'sinin kırmızı halısında uzun boylu, boyuna müstesna incecik, çelimsiz bir yönetmen geçti. Bavyera'nın yemyeşil ovalarında yediği tereyağlı ekmek ile büyüyen babayiğit Almanların yanında Dietrich Brüggemann oldukça naif bir görünüme sahipti. Kimse onu tanımıyordu.
Her ne kadar yazmaya 2000'li yılların başında başlamış olsa da ona ününü katacak film Kreuzweg'ti. Öncelikle festival bağımlılarını oldukça memnun edecek bir film Kreuzweg.
14 sekans dahilinde ve her bir sekansın tek planda çekildiği film, koyu katolik ailede yetiştirilen (köktendinci demek daha doğru) 14 yaşındaki Maria'nın İsa'nın 14 acısı üzerindeki hikâyesine odaklanıyor.
20 dakika süren ilk sahne, kimi izleyiciyi yorabilecek olsa da oyuncuların şahane performansıyla hızlıca akıyor.
Brüggemann'ın en temel kaygısı da farklı tüm teolojilerin fanatik/radikal olgular haline geldiklerinde ne kadar tehlikeli olabildiklerini göstermek istemesi. Filmin Hristiyanlık üzerine yoğun sembolik göndermeleri biraz yorsa da, üç büyük dinin, doğrusu beşeriyetin bildiği tüm dinlerin birbirleriyle nasıl ortak yönleri olduğunu fark ettirmesi. Ayrıca yoğun bir Katolik inancı eleştirisi olduğunu da belirtelim.
Her ne kadar yazmaya 2000'li yılların başında başlamış olsa da ona ününü katacak film Kreuzweg'ti. Öncelikle festival bağımlılarını oldukça memnun edecek bir film Kreuzweg.
14 sekans dahilinde ve her bir sekansın tek planda çekildiği film, koyu katolik ailede yetiştirilen (köktendinci demek daha doğru) 14 yaşındaki Maria'nın İsa'nın 14 acısı üzerindeki hikâyesine odaklanıyor.
20 dakika süren ilk sahne, kimi izleyiciyi yorabilecek olsa da oyuncuların şahane performansıyla hızlıca akıyor.
Brüggemann'ın en temel kaygısı da farklı tüm teolojilerin fanatik/radikal olgular haline geldiklerinde ne kadar tehlikeli olabildiklerini göstermek istemesi. Filmin Hristiyanlık üzerine yoğun sembolik göndermeleri biraz yorsa da, üç büyük dinin, doğrusu beşeriyetin bildiği tüm dinlerin birbirleriyle nasıl ortak yönleri olduğunu fark ettirmesi. Ayrıca yoğun bir Katolik inancı eleştirisi olduğunu da belirtelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








