23 Haziran 2022 Perşembe

Yakınından ve uzağından


Akıldan çıkmayacak siyah beyaz sinematografisi, estetik kaygı unsurunu ön plana çıkararak klasik Avrupa sineması ögelerini barından film, İkinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'ya getirdiği huzursuzluk hissini ve bu kargaşa ortamında bile sevginin nasıl bir yol bulabileceğini anlatıyor. 

Filmin her bir sekansını, pitoresk tablo titizliğinde kameraya yansıtan Pawel Pawlikowski, komünizmin Avrupa'ya yayıldığı bir dönemde müzik ve aşk yolculuğunu vaat ediyor. Ayrıca 1950'ler Polonyası'nın  Krzysztof Kieslowski filmlerinden bile daha kasvetli yansıtıldığını söylemek mümkün.

Rembrandt tablolarının özenle kameraya yansıtılması olarak özetleyebileceğim film, müzikleriyle de izleyecinin kalbinde huzur bırakacak türden.

22 Haziran 2022 Çarşamba

Temmuz


Yaz mevsimi tadında, tesadüflerin hüküm sürdüğü bir evrende geçen im juli, içinde barındırdığı en kötü karakterlerden bile derinlenmesine sevgi çıkarabilip, romantik nezaket tadında bir sinema evreni vaat ediyor.

Fatih Akın'ın zihninden geçenleri hiperaktif bir şekilde aktardığı filmi, sinematografisi, düşmeyen temposu, Türk-Alman-Doğu Avrupa klişelerini, ön yargılarını sempatik ve sevgi dolu karikatürize anlatımıyla, izleyeciye 'iyi hissettiren' ve bu kelimelendirmeyi de sonuna kadar hak eden romantik film kategorisinde değerlendirebiliriz.

8 Haziran 2022 Çarşamba

Geziyoruz, seviyoruz

Dışarıda güzel bir yaz yağmuru. Açık pencereden içeriye dolan çinko ağırlığında deniz kokusu. Yağmur damlalarının panjura çarparken çıkardığı hoş sesler. 

Uzun, sıkıntılığı soğuk kış mevsiminden sonra başlayan sıcaklara karşı ferahlatıcı bu yağmur. 

Geçiyor mu be?

7 Haziran 2022 Salı

Arada Bir

 

Geçmişi özleyip özlemediğini sorsam sana, 'özlemek' konusunda hem fikir olursun benimle değil mi? 

Zihnimiz yaşımız ilerledikçe geriye doğru hareket etmek istemiyor mu hep? Biraz da o yüzden geçmişi özlüyoruz, geçmiş hep bize güzel ve iyi geliyor. Biriktirdiğimiz anılar geleceğin vaat ettiği ya da içinde bulunduğumuz 'anın' güzelliğini karşılamıyor.

Unutma, yaptığımız en büyük hata, sevilmek için sevmeye çalışmamızdır. Oysa karşılıksız sevginin ne olduğunu sokakta yürürken herhangi bir hayvanın başını okşayarak anlayabilirsin.

21 Nisan 2022 Perşembe

Yalan Tanrılar

Ölmekte olduğunun bütün canlılığıyla farkında olmak ne menem bir duygudur. Aşırı hassas bir yalnızlık içerisinde kıvranırken ruhumu, cehennemi ortamda özüne itina ile ihanet eden biriymiş gibi gibi bıraktığımı hissediyorum.

Tüm edindiğimiz tecrübeler biraz uğursuzlukları da barındırır. Önümüzü kapatan perdeleri kaldırdığımızda aklımızın köşesinde geriye, yalnızca sonsuz bir uçurumun dibinde olduğumuzu anlamak kalır. Ağlamak artık imkansızdır.

Boğucu sıkıntılarından kurtulmak için ne yapmalı insan? Yalnızlık, insanın kendisine karşı tahammül edebilmesiymiş biraz da. Tek olmaktan gurur duyan insan zihni bir süre sonra tahayyülünde biriktirdikleriyle iyi münasebetler de kurabiliyor. 

Üzüntülü ya da bunaltılı geçen anlarımı boş gördüğüm bir a4 kağıdına not etmeyi seviyorum. Terapi gibi geliyor bana, yazdıkça, kendimi anlattıkça ruhumun içerdiği ürpertileri atabiliyorum içimden.

Tanrı'yı bizim ona eklediğimiz sıfatlarla yaşatırız. Melankoli, kozmik bir boşluktur, tehlikelidir. İnsan bedenini, ruhunu ele geçirmek için pusuda bekler, karakterin en ufak bir zaafiyetinde zehrini zerk eder. Saf anksiyetenin bir nedeni de budur.

Ne yapmak gerek. Hoşçakal kadar!

Antoloji

İnsan içgüdülerinin esiridir. Bilinçli biri, doğru ve sürdürülebilir bir aşkın sonsuza kadar olmadığını sürmeyeceği gerçeğini de bilir.

Her ilişki özünde büyük ve yıkıcı unsurları da beraberinde taşır. Güzel başlayan, hüzünle devam eden ve yıkıcı sonuçlara neden olan kendi içinde özgün ilişkiler, modern çağdaş arketipler.

Çok zor geçiyor günler, yüzmek, güneşe bakmak bile iyi hissettirmiyor artık. 

"Belki duyarsın diye"

7 Mart 2022 Pazartesi

Tarihi belli, 15 Eylül 66


Nerede tükettin ömrünü? Ne içtin, yedin. Bomboş sokaklarda ellerin ceplerinde gezinden de n'oldu? Akşamüzeri sokak lambalarının loş ışığını sevmez miydin sen de? Rüzgar, yüzüme doğru esen sert poyrazdan nefret ediyorum ben de.

Kökeninde aldatıcı ya da yıkıma mahkum olmayan hiçbir ilişki yoktur, biliyorsun. Son zamanlarda 'yeni' diyebileceğim hiçbir şey görmedim. Cioran'dan emeklice bir hayat yaşıyorum. İz bırakmadan kayıp giden rüyalarımdan uyanınca hiçbir şey hatırlamamak çok kötü.

Hamlet romanları karakterlerinde görülen, ikirciklik ruhsal bunalımdan hallice günlere eşlik eden soğuk havalardan da sıkıldım. Cennetin yeniden yaratılmayacağını biliyorum ama ben her zaman Dante'nin Cehennemi'ni sevdim. 

Güzel bir kahve içip gündelik işlerimi yazmaya koyulduğumda yan masadakilerin 'ilkeli despotizmi' savunduklarını işittim. İrkildim. Olgunlaşmamış siyasetçilerin en sevdiği şeydir bu 'totaliterlik', 'despotizm' kavramları. Sanırım kendileri de 'ekmeklerinin peşinde' olan 'çürümüş siyasetçilerden'di.

Neyse konumuz bu değil. Eve doğru yürümeye başladığımda denizden usul usul geçen Atlantik gemisinin nereye gidebileceğini düşündüm. Kendimi içindeki denizciler kadar uzak hissettim bulunduğum yere karşı.