Jack London. 14 yaşında bulunduğu yeri terk ederek serüven dolu hayata atıldı. Kuzeye altına hücumdan, Avusturalya'ya oradan Meksika Devrimi'ne kadar birçok önemli olaya tanıklık etti. Yorulmak bilmeyen karakteriyle 40 yıllık hayatına 51 kitap sığdırmayı da başardı. İyi bir yüzücü ve iyi bir boksördü de aynı zamanda. Meziyetleri saymakla bitmeyecek yazarımızın 1903 yılında yayımladığı 'The Call of the Wild' dönemin Amerikan edebiyatına damga vuran bir eser oldu.
Temelde, Buck isimli köpeğin, insanlardan gördüğü işkence, zulüm karşısında özüne dönmesini anlatan öykü, Jack London'ın da kendi hayatından önemli izler taşıyor.
Jack London romanlarında görmeye alışık olduğumuz iyi-kötü ayrımı net bir şekilde bu kitapta da açığa çıkıyor. Buck'ın karşılıksız olan güveninin sarsılıp (temelde özüne döndüğü süreçler), kötü niyetli insanlarca kaçırılıp satılması sonucu yaşadığı heyecan dolu maceraları London'ın muazzam üslubunda öyle güzel anlatılıyor ki, okurken Buck'un gördüğü işkenceleri hissetmemek elde değil. Buck'un uçsuz bucaksız karla kaplı ovalarda koştuğunda sanki bizim de soluk alışlarımız hızlanıyor, kalp atışlarımız artıyor. Bunu başarabilmek Jack London'ın meziyeti!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder