ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2019 Cumartesi

Flaneur #6

* Merhaba

* Türkiye'de hâlâ en çok sevdiğim mizah yazarlarından biri Vedat Özdemiroğlu. İki sözcük bir tümce ile zekâsının keskinliğini anlamanız mümkün. Ha bir de eski gazete küpürlerini biriktirmeyi çok sever. Rahmetli babacığı da Türk Silahlı Kuvvetleri emeklisidir.

* "Papatya gibisin beyaz ve ince ve bi seviyosun bi sevmiyosun, bi seviyosun bi sevmiyosun..." V.Ö

* S-400 Korkunç İvan, F-35 Moby Dick
 
   S-400 Ekim Devrimi, F-35 Amerikan iç savaşı

   S-400 Doğu Berlin, F-35 Batı Berlin

   S-400 Dostoyevski, F-35 Jack London

   S-400 Uzaktan üflemeli, F-35 Bas gitar

   S-400 Andrei Tarkovsky, F-35 Stanley Kubrick

   S-400 Rus mühendisliği, F-35 Amerikan rüyası

   S-400 kahve sohbeti,  F-35 ailecek akşam yemeği

   S-400 düz vites, F-35 otomatik vites

   S-400 sahil kasabası, F-35 tatil beldesi

   S-400 Sputnik, F-35 Amerika'nın Sesi

   S-400 Uzaya çıkış, F-35 Ay'a yolculuk

   S-400 açık ilişki, F-35 katı bağlılık

   S-400 evin çatısı, F-35 teras kat


* Kendi Uçağını Kendin Yap Yarım asırlık bir rüya. Mareşal Atatürk'ün "İstikbal Göklerdedir" sözü tahayyülümde...

* Romalılar: Medeniyet ithalcileri. Zeytinyağı tüccarları. Su kemerleriyle beslediler ailelerini, zihinlerini içtikleri Sicilya şaraplarıyla parlattılar. Dere kıyılarında taş toplayarak surları keşfettiler. Köylüyü milletin efendisi yaptılar, civan delikanlılardan da lejyoner grubu oluşturdular. Proteryanları konsüllerin alfa korumalarıydı. İstanbul'da en çok sevdikleri semt Cihangir. Entelektüel, liberal Roma senatörlerinin dimağı...

12 Nisan 2019 Cuma

Home From The Hill

ABD tür sinemasının aşırı cinsel stereotiplerini içeren, kadın seksüelliğinin yarattığı gizem üzerinden dişilik kodlarını anlatan Home From The Hill,  eleştirmenlerce testosteron deposu olmakla anılmaktadır. 

Tür filmlerinin timsali aşırılık, (Pier Paolo Pasolini'nin 1975 yılındaki Salo Ya Da Sodom'un 120 Günü sonraki neslin iyi bir örneğidir) filmde, Teksas'ın olabildiğince eril bireylerini aile mefhumunu merkeze alarak anlatılıyor.  Bu yüzden ağır temposu, uzun diyaloglarıyla zlemesi oldukça zor bir yapım.

Erkeklerin ağızından eksik olmayan sigara, avcı toplum, (rahatsız edici av görüntüleri), hiç bitmeten sarhoşluk halleri, alabildiğince eril bir anlatım. Erkekler ne kadar iyi avcıysa toplumda statüsel olarak o kadar yüksekler. Argo konuşmak, kahveyi şapurdatarak içmek bu bölgenin yazılı olmayan toplumsal kuralı adeta.

Filmin yönetmeni Vincente Minnell, ABD'nin en üretken isimlerinden biri. Sadece 1945 ile 1960 arası 20'ye yakın film çekiyor. Gigi filmi ile de Akademi Ödülü'ne layık görülüyor. Yeniliğe açık, cesur bir yönetmen.

Home From The Hill, yönetmenin melodram olarak çektiği türden. Melodram 60'lı yıllarda ABD sinemasının önemli bir muhteva teşkil ediyordu. (Melodram ABD'den örnekle 1960'ların sonunda Yeşilçam'a da sıçradı)

2 saat 30 dakikalık filmin ağır temposunun yanında birkaç sekanstaki erkek şiddeti karşısında seyirci olarak çarpılıyorsunuz. Filmi akademik makalelere konu eden yönü de bu.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Kudüs

"Kudüs önemli bir mevzu. Soğukkanlı olun, gösteri yapan yine yapsın. Küdüs bizim elimizden çıktı çıkalı hiç huzur olmadı. 1947'de Kudüs'ün sur içi alınamadı. Şehrin dışındaydılar ve orada kaldılar. Ama 1967 cenginden sonra içeri girdiler. Başladılar sonra etrafını örmeye. İsrail daha sonra Kudüs bizim ebedi başkentimiz diye bir kanun çıkardı. Bu kanunu dünya tanımadı. Şimdi Trump denen bir herif çıktı. Anlaşılan ortalığı karıştırmak istiyor. Buna Avrupa da İslam Ülkeleri gibi karşı çıkıyor. Bu Trump oldukça lokal düşünen, büyük hırsları olan birisi. Çılgın biri ve yakın zamanda da gidecektir. Kudüs meselesi kritik bir sorun, milletlerarası gösterilerle çözülmez. Bunun arkasından başka şeylerde gelebilir. Yahudiler bu konuda ısrar edebilir"

                                                          Prof. Dr. İlber Ortaylı - 9 Aralık 2017  / Osmaniye



7 Kasım 2017 Salı

II. Dünya Savaşı'nda 'Hayalet Ordu' ve 'Hayalet Sherman' taktiği

Harp tarihi, stratejik temele dayandığı için her muharebede olduğu gibi II. Dünya Savaşı'nda da taktik hileleri yaşanmıştı. Özellikle Müttefik güçlerin büyük gün olarak adlandırdıkları, D-Day / Normandia çıkarması öncesinde uygulanan 'Hayalet Ordu' taktiği ile Wehrmacht'ın (Alman Genelkurmay Başkanlığı) komuta kademesinin kafası hayli karıştırılmıştı.

Uygulanacak 'Hayalet' taktikleri için ABD ordusunun öncülüğünde bir tabur dahi kurulmuştu. Tabura sinema sektörü başta olmak üzere ses, tekstil, tasarım gibi işlerde çalışan tamamen sivil alımlar yapılmıştı. Özel olarak hazırlanan balon Shermanlar, kamyonlar ve zırhlı birliklerin Fransa kıyılarına konuşlanmasına ve Batı Cephesi'nde kullanılmasına karar verilmişti.

Harekâtın asıl amacı Almanların kuvvetlerini bölmekti. Böylece Normandia kıyılarına yapılacak olan asıl çıkarmada minimum kayıp hesap ediliyordu. Müttefik komuta merkezi Hayalet ordusunun yapılması için sanatçı, gazeteci tasarımcı ve yazar Ralph Ingersoll'u görevlendirmişti. Ingersoll, savaş sebebiyle o dönem ABD ordusunda teğmen rütbesiyle görev yapıyordu.
Hayalet Ordu fikrinin mimarı Ralph Ingersoll
1943'ün 1944'e bağlandığı kış büyük bir gizlilik ile sürdürülen 'Mad Plan'in başarı oranı son derece az görülüyordu. Ancak ABD komuta kademesi planı yürütmekte kararlıydı. Risk almadan savaş kazanılmayacaktı.

Birleşik Devletler ordusunun öncülüğünde ilk önce 'Aldatma Birimi' oluşturuldu. Yine fikrin yaratıcılarından Billy Harris öncülüğünde 1.000 kişilik ekip Londra'ya gönderildi. Ralp Ingersoll da ABD'de kalarak buradaki operasyonu yürüttü.
Hayalet Ordu mensubu bir kişi Sherman tankını şişiriyor
6 Haziran 1944 olarak planlanan D Day, II. Dünya Savaşı'nın da en kritik dönemlerinden birine denk geliyordu. Planın amacı 1940 Haziran'ından beri Alman işgali altındaki Fransa'nın kurtarılarak Batı cephesinde üstün konuma gelmekti. Ayrıca burada elde edilecek başarı Birleşik Devletler ve İngiliz ordusuna Berlin'in kapılarını da açmış olacaktı. Zira Müttefik Kuvvetler Komutanı  Dwight Eisenhower'ın bir amacı da Berlin'e Ruslar'dan önce ulaşmaktı.

D Day'in çıkarma harekâtının başarılı olmasının bir kısmı da 'Hayelet' taktiğinin sıfır hatasız şekilde uygulanarak, Almanlar'ın 'tufaya düşürülmesi'nden kaynaklanıyordu. Almanlar asıl harekâtın başka noktaya, Fransa'nın Kuzeybatı'sındaki Calais ve Güneybatı'daki Saint Melo-Perros Guirec hattına bir çıkarma bekliyorlardı. Ancak yanılacaklardı...
D-Day'de Müttefik güçlerin asıl çıkarma yaptığı noktalar ( 6 Haziran 1944)
Müttefikler, çeşitli teknikler kullanarak Almanları, istilanın farklı bir zamanda ve yerde olacağı düşüncesinde kandırmayı başardılar. Yukarıda da söylediğimiz gibi, D- Day'in başarısı kısmen bu yapılan taktik aldatmacalardan kaynaklanıyordu.

Taktik İngilizler'den ihraç edilmişti

Ralp Ingersoll ve Billy Harris, 'Hayalet' taktiği için Amerika'yı yeniden keşfetmemişti. Varolan bir planı, stabil hâle getirerek Batı Cephesi'ne uygulamak istemişlerdi. Çünkü daha önce 1942 ve 1943 yılında 'Hayelet Ordu' taktikleri İngilizler tarafından Erwin Rommel'in zırhlı birliklerine karşı Kuzey Afrika'da denenmişti. Ancak ikili, İngilizlerin taktiğini daha da ileri seviyeye götürerek bir 'Mobilize Aldatma' birimi oluşturdular. Dönemin Birleşik Devletler arşivlerine 'Çok gizli' damgasıyla giren tabura '23'üncü Karargâh Özel Askerleri' adı verilmişti.
Şişme Shermanlar 2 mürettebat tarafından rahatlıkla taşınabiliyordu
Hayalet ordusunca oluşturulan zırhlı birliklerde bine yakın Sherman tankı imal edilmişti. Şişirilebilir, kauçuktan yapılmış cipler, kamyonlar, zırhlı araçlar, zırhlı piyade taşıyıcılar ve topçu birlikleri de yine aynı mantıkla oluşturuldu. 'Feyk/Uydurma' orduda görevlendirilmek üzere de bin 500 yüz kişilik yedek birlikler meydana getirildi.

'Hayalet Sherman' yapılırken dikkat edilecekler

ABD komuta kademesi, hayalet ordu dizayn edilirken tek bir şeye dikkat edilmesi yönünde uyarıda bulunmuştu. Özellikle Sherman tankları bir yerden bir yere gündüz asla taşınmayacaktı. ( İki askerin 40 tonluk bir tankı elleriyle taşınmasının, Almanlarca görülmesi tüm taktik ve stratejinin boşa gideceği anlamını taşıyordu) Bu yüzden detaylar çok önemliydi. Övgüyle bahsetmek gerekir ki Birleşik Devletler tarihin gördüğü en büyük 'aldatmaca' harekâtını başarıyla uygulamışlardı.

Sonic aldatma

Hayalet Ordu, hareket kabiliyeti geniş olduğu kadar harp alanında yeni bir aldatmacanın da keşfine sebep olmuştu. 'Sonic Aldatma' adı verilen 'keşif', tank ve kamyon seslerinin taklidi prensibine dayanıyordu.
Sonic sesleri kaydetmek amacıyla mobilize olarak Batı Cephesi'nde kurulan Sonic Deception birliği. Fotoğrafta dönemin pop-art dergilerine kadar birçok ayrıntıyı görmek mümkün.
Hayalet Ordusu'nun farklı araziler ve zeminler üzerinde hareket eden tank, zırhlı personel taşıyıcı, top ve kamyon seslerinden oluşan Sonic Deception adında bir kütüphanesi de vardı.

Hayalet Ordu'nun Batı cephesinde icra ettiği görevler / Bettembourg Operasyonu

Hayalet Ordu, planlandığı 1944 kışıyla savaşın sonlandığı Nisan 1945'e kadar Batı Cephesi'nde 21 farklı görev icra etti. Bu operasyonların en önemlilerinden biri de Bettembourg Operasyonu'ydu. Operasyon tıpkı D Day gibi cephenin en kritik aldatmacalarındandı.

21 Eylül 1944'e göre planlanan 'feyk' (uydurma) operasyon, George Patton'ın Metz şehrine saldırısını kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirilecekti. Buna müteakip George Pattons Third Army adı verilen bir hayalet ordu oluşturuldu. Bu ordunun 'uydurma' birimleri Moselle Nehri'ne doğru intikal ettirildi. Ayrıca yaratılan 'Sonic' sesler ile Almanların keşif birlikleri karargâhlarına, Müttefikler'in nehir kanadına ilerlediklerini rapor ettiler. Alman komuta kademesi de asıl saldırının nehir üzerinden geleceğini zannetti.
Alman keşif faaliyetlerini aldatmak amacıyla kurulmuş bir 'Hayelet Ordu' Zemindeki tank palet izlerine kadar operasyon detaylı planlanmış.
Bu esnada Patton da 70 kilometrelik bir cepheden Metz'e doğru yaklaşıyordu. Sahte harekât, Patton'ın zırhlılarına 4 kıymetli gün kazandırmıştı. Patton böylece Almanlar'ın mecbur kalarak bölmek zorunda kaldığı savunma hatlarını geçerek Metz ve çevresindeki stratejik noktaları ele geçirdi.
George Patton'a bağlı Batı Cephesi'nde savaşan ABD Üçüncü Ordu birliğine mensup subaylar
Savaş süresince Hayalet Ordu'su sadece üç üyesini (ben onlara asker demiyorum) kaybetti. Bunun dışında da 50'ye yakın yaralanma vakaları oldu. Nihâyetinde icra edilen 21 operasyon hep başarılı oldu ve Birleşik Devletler harp tarihinin gördüğü en muazzam aldatma operasyonlarından birini icra etti.

Okumada yardımcı olacak kaynaklar: 

Rick Beyer  / The Ghost Army of World War II - Kitaba erişim için tıklayın

Michael Collins / The Tigers of Bastogne: Voices of the 10th Armored Division in the Battle of the Bulge - Kitaba erişim için tıklayın

Dijital ortamdaki kaynaklar:

U.S.A National Archives - WW2

3 Ağustos 2017 Perşembe

Monophonics (Yol şarkıları)

California'nın 'Dreamin'i varsa San Francisko'nun da Monophonics'i var

Kendileri Yunan. Ancak (klibin giriş sekansında de göreceğiniz gibi) Atina'nın kuru ve sıcak havasından sıkılmışlar ve Amerika'nın Bodrum'una San Francisko'ya gitmişler.

Kendileri 'oldschool', müzik tarzları da 'retro'. Cover'lamayı seviyorlar.
Grup üyeleri Atina'daki sakin ve huzurlu hayatlarını bırakarak her ne kadar liberalizm ve kapitalizmin kalesi, fırsatlar diyarı ABD'de de yaşamaya karar verseler de 'Casual' tavırlarından hiçbir zaman ödün vermediler
Onları Amerika sınırlarından öteye taşıyan Frank Sinatra'nın 'sihri' olmuş. Grup üyeleri Bang Bang'e öyle bir 'Cover' yapmışlar ki eğer Sinatra yaşasaydı Bang Bang'i Monophonics haricinde diğer herkese bu eseri söylemeye yasak edebilirdi. ( Eminim ki siz de grupla tanıştıktan son "Bizim şimdiye kadar dinlediklerimiz Bang Bang değilmiş" diyeceksiniz)

Hatta, Amerika'da şöyle bir söylenti de çıkmış. Monophonics'in çaldığı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilsin, herkes sadece onları dinlesin...

İşin espri kısmı bir yana elemanlar iyi iş yapıyor. Özellikle araba kullanmayı sevenler için uzun yolda dinlenecek şarkı listesi tavsiyesi ile yazıyı sonlandıralım. (Kendileri 11 Aralık 2015'te İstanbul Bomonti'de sahne almışlardı. Yakın zamanda tekrar İstanbul'da olacaklar.)

Monophonics - Foolish Love  (Yola çıkış parçanız olsun, dinlemek için tıklayın)

Monophonics - Strange Love ( Favorilerinizden olacak, dinlemek için tıklayın)

Monophonics - Promises   ( Dinlemek için tıklayın)

Monophonics - Tabii ki Bang Bang ( Dinlemek için tıklayın)

Monophonics - Lying Eyes  (Klibi de güzeldir. Özellikle giriş sekansındaki geçişler sizi Guy Ritchie dünyasına götürecek. Dinlemek için tıklayın)

Monophonics - There's a Riot Going On  (Dinlemek için tıklayın)

23 Temmuz 2017 Pazar

Kıbrıs Barış Harekâtı ve Fırat Kalkanı karşılaştırması II

Mehmet Tanju Akad hocamızın Fırat Kalkanı ile Kıbrıs Barış Harekâtı'nı anlattığı yazısı dizisinin ilk bölümünü sizlerle paylaşmıştık. ( İlgili yazıyı okumak için tıklayın)

Hoca bugün de ikinci makaleyi hazırladı. Sizleri bekletmemek adına yazıyı hemen bloggumuzda paylaşıyoruz...


20 Temmuz yıl dönümü vesilesiyle bir karşılaştırma


KIBRIS ve FIRAT KALKANI OPERASYONLARI - II

1933 yılında yayınlanan "20 Yüzyıl Savaşları" kitabımızda Türkiye'nin iki buçuk cepheli bir savaşa hazırlanması gerektiğini ilk kez dile getirmiştik. Buçuk derken iç emniyet cephesini kast ediyorduk. Sonraları bunu savunan başkaları da oldu çünkü gelişmeler buna işaret ediyordu. Bu cepheler beklemediğimiz biçimler aldılar ama çok yönlü saldırı altında kalacağımız yönündeki tahminlerimiz doğru çıktı. 


Batıdan çok çeşitli baskı yapılır ve nihayet 15 Temmuz kalkışması tezgahlanırken, diğer yandan Terör/PKK/Hendek Savaşları, öte yandan da Fırat Kalkanı'nı yapmak durumunda kaldık. Fazlasını da kışkırttılar ve gerektiği taktirde tezgaha koyabilirler. O taktirde, iç emniyet cephesinin yanı sıra doğu/güney cepheleri ve batı cepheleri farklı biçimler alabilir.  Spekülasyonunu size bırakıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ara nesil tank ihtiyacının karşılanması maksadıyla modernizasyonu gerçekleştirilen ismini harp tarihinin büyük komutanlardan General George S. Patton'dan alan M60 Patton A1 tankları ( Kasım 2016 / El Bab)
En büyük sorunumuz, tüm bunlarla başa çıkabilecek bir milli mutabakatın dışındaki unsurlarımızın çoğalması ve milli mutabakatı temsil edecek istikrarlı kurumlaşmalarımızın zaaflarının artırılmasıdır. Milli tutum güçlendikçe en ufak bir endişemiz olmaz. Ne yazık ki, Kıbrıs'tan itibaren daha çok sayıda yurttaşımız yabancı etkilere kapılıp alçak bir ihanete sürüklendiler. Bunlar içerisinde sağcılar, solcular, her türden, mezhepten kişi var. İşimizi zorlaştırıyorlar.
Fırat Kalkanı Harekâtı'nda Türk tankçı birliği. Çift başlı Leopard 2A4 ( Eylül 2016 / Cerablus)
Konunun siyasi yönlerini ele alırken öncelikle vurgulamamız gereken husus, yaşadığımız süreçlerin başladığı Soğuk Savaş ortamının günümüzden çok farklı olmasıdır. Türkiye Soğuk Savaş sırasında batı için "tahammül edilmesi gereken bir sözde müttefik" iken, sonrasında "inisiyatifinin kırılması, güç kazanmasının önlenmesi gereken bir ülke" haline gelmiştir. 

Tabii ki, bu bir günde olmadı ama 1985-87 yıllarından beri irili ufaklı yüzlerce olay, tutum, yorum, dezenformasyon vs. buna işaret etmekteydi ki, söz konusu tarihte Soğuk Savaş henüz sona ermemişti. (Ancak batılı köpek balıkları kan kokusunu almıştı. Bu yıllarda kötü şeylerin gelmekte olduğunu hissetmiş ama henüz biçimlerini tam kestirememiştik; esasen olacakları kimse kestiremezdi.) 

1990-91'den sonra batı dünyasının bölgemizle ilgili politikaları derhal 1918'e "reset" etti. Yugoslavya'nın, Kafkasların, Irak, Suriye ve Libya'nın parçalanması bunun aşamalarıydı. Türkiye'de kim iktidarda olursa olsun, batı politikalarına karşı tam boyun eğmezse, ipi çekilmeye çalışılacaktır. 

15 Temmuz kalkışması da her şeyden çok daha fazla bununla ilgilidir. AKP'nin sayısız alanda batı dünyasının taleplerine boyun eğmiş olmasından çok daha önemli olan husus, bölgesinde bir oyuncu olmaya çalışmasıydı. Bu batı için affedilmez bir suçtu. Nitekim uzun süre birbirinin sırtını sıvazlamış olan Fetullahçılar ile AKP arasında kavganın İran fonları vesilesiyle su yüzüne çıkmış olması asla tesadüf değildir.

Kıbrıs çıkarmasından birkaç ay sonra, aralarında generallerin de olduğu Yunan bazı subayları Lübnan'da görülmüştü. Bu, 1974 sonbaharında bir gazetede de haber oldu. Yunanlıların o dönemde istikrarını yitirmiş bu ülkede Türkiye aleyhine bir şeyler tezgahlamaya çalışmasına şaşırmadık ama pek de önem vermedik. 


Burada Filistinli solcu gruplar ve Hıristiyan milisler vardı ve bunların uzun vadede Türkiye'ye çok zarar vermesini, güneyden yeni bir cephe açılmasını mümkün görmüyorduk. Zaten, bunu o dönemde kimsenin öngördüğünü de sanmıyorum. Ama işte sonunda gerçekleşti. 

Üstelik 40 yıla da kalmadı, 10 yıl içerisinde gerçekleşti. Yunanistan yalnız değildi ve batı dünyası önce Asala'yı sonra PKK'yı Türkiye'nin başına sardı. Bunlar Kıbrıs çıkarmasının doğrudan devamıdır ama, resmin sadece bir parçasından ibarettir.

1970'li yıllarda, Türkiye'de Fetullah örgütlenmesi de yaygınlaştırılıyordu ama henüz çok mevzi kazanmamıştı. Sivil ve askeri kadrolar arasında milli tutumu savunan daha çoktu ve Türk solunda, ileride emperyalizme hizmet edecek aşağılık kişiler muteber birer kişi gibi etrafta dolaşıyordu. Yani emperyalizmle didişme çok farklı platformlarda az çok sürüyordu. 


Esas tasfiye ve gerici kadrolaşma 12 Eylül sonrasında hız kazandı. Siyasi ortam giderek gericileşirken, batı dünyası öncelikle CHP'yi denetim altına alma çabalarını aralıksız sürdürdü. Körfez ve Irak'ın işgali gerçekleşirken, Asala geriye çekilerek PKK sürekli desteklendi.

Sonra Arap ülkelerinin parçalanması gündeme getirildi. Türkiye bu sırada NATO'nun peşinde, çaresizlik içerisinde eski coğrafyamıza yapılan işkenceyi izledi. Teslimiyetçi tutum ülkemizin kılcal damarlarına kadar girmişti. Buna rağmen, 15 Temmuz'da bile, Atlantik ötesinden yöneten kalkışma bastırılabildi. Kalkışmanın AKP tarafından kendi siyasetini geliştirmek için kullanılması ayrı meseledir. İşi çok dallandırmadan sadede gelelim.

ABD Suriye stratejisi: Temelde kararlı ve sabittir. Süreçte bazen belirsizlik varmış gibi görünse de, bunlar, ABD'nin yeni durumlara karşı tedbir aldığı dönemlerde ortaya çıkan geçici durumlardır. ABD açısından belirsiz olan Suriye'nin nihai durumudur ama Irak ve Suriye'de bir Kürt devleti hedefi sabittir. Bu devletin sınırları elbette ki ABD'nin öngördüğü şekilde olmayacaktır ama fiilen oluşturulan küçük bir yönetim bile batı ülkeleri ve İsrail'e sürekli bir müdahale aracı temin edecektir. 


Bu yönetimin devletleşmesi veya Suriye'de yayılmasının önünde engel olan Türkiye sürekli baskı altında tutulacaktır. Diğer batı ülkelerinin, Almanya ve diğerlerinin bunun tersi bir politika uygulaması beklenemez, sadece yapacakları pisliklerin derecesi farklı olabilir. 

Türkiye, bir NATO ülkesi olarak konumu ve iktisadi-siyasi bağlantıları nedeniyle Irak ve Suriye'de net bir strateji uygulayamamasının bir nedeni de, AKP'nin iç politikaları dış politikasını kimi zaman felç etmesidir. Örneğin HDP tabanından oy desteği almak için PKK'ya bir dönem göz yummuş, Fetö ile işbirliği sürerken Ergenekon davalarına ses çıkarmamış, Suriye'nin toprak bütünlüğünü sözde desteklerken Esad'ın gitmesini istemiş, Rusya ile inişli çıkışlı bir ilişki sürdürmüştür. 


Bu kadar sarsıntının içerisinde güven veren bir dış politika uygulanmaz. Buna rağmen, Fırat Kalkanı harekatının yapılmasının şart olduğu değerlendirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Burada IŞİD'in görevi etrafı dağıtmak ve batı eliyle yeniden yapılandırmanın yolunu açmaktı. Bunu yaptı. Şimdi tasfiyesi için uğraşılıyor. Bu iyi. Ama işte bu ortamda Suriye'de YPG/PKK'ya kazandırılan mevzilerin de tasfiyesi gerekir ve Türkiye'ye batı dünyası tarafından yapılan baskılar esas olarak bunu önlemeye yöneliktir. Yoksa Türkiye'de üç gazeteci hapismiş, beş kişiye bilmem ne yapılmış, batının binde bir umurunda değildir. Türkiye'deki terörü elli yıl batı ülkeleri destekleyip büyüttü. Hepsi iki yüzlüdür. 

Bir yandan batı dünyası içerisinde eğreti bir şekilde kalıp, bir yandan batının politikasına karşı çıkmak kolay değildir. İnce bir ipte yürümektir. En başta ekonomi giderek sıkıştırılıyor. AKP'nin de, tüm eski hükümetlerin de temel sorunu dış kaynak bulmak olmuştur. Bu kaynaklar sıkıştırılırken, batı her türlü baskıyı artırırken ve diğer yandan da istenmediği açıkça ilan edilen Esad'ı destekleyen Rusya ile fazla ters düşmeden Suriye'de askeri operasyon yürütmek kolay değildir. Bu nedenle kağıt üzerinde ideal harekat planları yapıp uygulayamazsınız. Aşırı kısıtlama altında, en iyisini yapmaya çalışacaksınız.

Askeri harekat açısından, sayısız ülkenin var olduğu, Amerikalılar, İngilizler, Ruslar, Almanlar, Hollandalılar, Kanadalılar, İran, Arabistan, Ürdün, İsrail ve diğer yerel güçlerin cirit attıkları ve hukuki statüsü kalmamış bir ülkede alan genişletmek son derece zordur. Buna rağmen Fırat Kalkanı batının planlarına bir ölçüde taş koymuş ve daha fazlasının yapılabileceğinin işaretini vermiştir. 


Batı buna karşı bin bir şeytanlık, bin bir baskı ile caydırıcılık yapıyor. Durum devam edecek. Ne var ki coğrafi avantajımız, sınır koruma hakkımız ve tarihi bağlarımızı kullanarak biz de orada var olmaya devam edeceğiz. 

Bunun getireceği sıkıntılar fazladır ve devam edecek. 15 Temmuz'un öncelikle bununla ilgili olduğunu bir an hatırdan çıkarmayalım. İç istikrarsızlık tehditleri başımızdan eksik edilmeyecek.

20 Mart 2017 Pazartesi

II. Körfez Savaşı'nın bana hatırlattıkları

II. Körfez Savaşı

20 Mart 2003 yılı. Saat sabahın 5'i.  Babam anlamsız şekilde ayakta. Benim çişim geldiği için zor bela tuvalete gitmeye çalışıyorum. Babam, NTV'yi açmış izliyor. NTV'de BBC'den yayını çekmiş. Ekranda babamın 'Puşt' olarak adlandırdığı dönemin ABD Başkanı George W. Bush konuşuyor. Irak'a Koalisyon Güçleri ile birlikte barış ve demokrasi götürmek amacıyla giriyoruz.  
Söz konusu fotoğraf. O gün NTV'de de bu görüntü vardı
Bush ekrandan Beyaz Saray'ın odasına girerken televizyondan Bağdat'a atılan füzeler gösteriliyor. Füzeleri görünce olan çişimi unuttum. Bağdat'a atılan füzeleri izlemeye başladım babamla. Babam konuştu; 21. Yüzyılın insanı televizyonlardan canlı olarak savaşı izliyor

Kafamı camdan dışarı çıkarıyorum. Edirne'nin 'Mart kapıdan baktırır' sözüne bizzat tanıklık ediyorum. Hava buz gibi, sitedeki tüm dairelerin ışıkları yanık. Karşı apartmana bakıyorum orada da tüm dairelerin ışıkları yanıyor. Millet savaşı izlemek için uyanmış erkenden. Babama sesleniyorum. Herkes ayakta, atılan füzeleri izliyorlar televizyonda

Evdeki anlamsız savaşı izleme sürem 5 en fazla 7 dakika sürüyor. Uykulu olarak tekrar yatağıma dönüyorum. Gözlerim hemencecik kapanıyor ve uykuya devam ediyorum.

Ertesi gün okulda 4/A ve 4/B olarak elemanlarla maç yapıyoruz. Bizi yeniyorlar. Sonradan Stalinist olan bir arkadaşımın ağzından şu cümleler dökülüyor. "Beyler, Amarka Irak'a girdi. Bugün biz kaybettik ama ezilen Irak halkı savaşı kazanacaktır."  11 yaşındaki elemanın ağzından bu sözleri duyunca anlamlandıramıyorsunuz. Bize ne bundan şimdi Mert?

Lâkin bugün II. Körfez Savaşı'nın 14. yıl dönümünde bir arkadaşım Bush ile çekilmiş olan fotoğrafını yüklemiş Facebook'a. O da bizimle o gün maç yapıyordu. "Amarka" diyen arkadaşım ile Bush fotoğrafını Facebook'a yükleyen arkadaşım şimdi çok ayrı yerdeler ayrı kafadalar. Ama 14 yıl önce o gün aynı takım için kazanmanın mücadelesini veriyorlardı, veriyorduk.

O elemanlara ne oldu? Biri Amarka'da bir dijital ajansta çalışıyor diğeri de (Stalinist olan bu) bir reklam ajasından grafikerlik yapıyor. İkisini de selam. İkisi de iyi çocuklar.

Maçtan sonra parası olan parası olmayana da su ısmarlamıştı o gün....

Film önerisiyle yazıya son kelamımızı edelim.

Live From Baghdad Tık Tık

15 Mart 2017 Çarşamba

Toto / Hold The Line

1977. Amerika / Los Angeles. 5 senede ABD'nin en çok dinlenen gruplarından biri haline geldiler.

David Lynch 1984'te gruptan Dune filminin müziklerini yapmasını ister. Yaparlar da.  Ülke topraklarında yaşayan kişilerin pek de duymadığı bilmediği isimdir Toto.

Haftaiçi mesai saatinde güzel 3-4 dakika geçirmek isteyenler için şiddetle tavsiye ederim.

Hold The line, Hold The Door. Yok o burada değildi...